twitter
    What I think, What I do

Showing posts with label Besiktas. Show all posts

Beşiktaş Milangaz

Eskiden sokak futbolu vardı. İki taş yan yana konulurdu, futbol oynanırdı. Köşedeki okulun kırık potalarında basketbol oynanırdı. Biz küçüktük o zaman.
Ertuğrul Beşiktaş'a transfer olduğunda transfer ücreti olarak 100 Milyar (100.000TL) ödenmesi bizi şaşırtmıştı o dönemde.

Sonra sponsorlar geldi, takımların forma reklamları için Milyon Dolarlar telaffuz edilmeye başlandı. Takımların daha büyük gelirleri oldukça oyuncularına daha fazla para verir oldular. Artık yeterince gelir yaratamayan, transfer yapamayan takımlar yavaş yavaş yerlerini alttan gelenlerle değiştirdiler.

Sonra transfer ücretleri arttı, metrobüse binen Necip bizlere garip gelmeye bşaladı. Çünkü bütün oyuncuların Milyon Dolarlar alıp Ferrari'lere binmesi gerekiyordu. Ancak bunun için ne gerekiyordu.
Yayın haklarını şifreli bir kanala verip maçları izlemek için para vermek, desteklediğimiz takımın renklerine sahip bir forma için 100TL para vermek gerekiyordu.

En sonunda bu paralar da yetmedi, stadyumlarımızın, salonlarımızın hatta takımlarımızın isimlerini değiştirmemiz gerekiyordu.

Onu da başardık. Ülker artık Beşiktaş basketbol şubesine sponsor olmayacağını belirttikten sonra bütün yaz boyunca sponsor arayan Beşiktaş basketbol şubesine en sonunda "Vefakar!! Başkan" Yıldırım Demirören 'in şirketlerinden Milangaz sponsor oldu.

Cebinden çıkarıp kulübe borç vermesindense, sponsor olması bana göre daha kabul edilebilir bir davranış ama Akatlar Arena'ya bu kulübe yıllar boyunca gönül vermiş bir kişinin isminin değil de bir tüp markasının verilmesi tabi ki üzüntü verici.

Saldır Beşiktaş Milangaz.. Yeter bize bu gaz...
Burası Milangaz Arena, Buradan çıkış yok!!!



Endüstriyel Futbola Karşı "Sokak Futbolu"

Kim yazdı bilmiyorum ama yazanın ellerine yüreğine sağlık.

Benim çocukluğumda annelerimiz çalışmazdı.
Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım.
Hatta babanım bile anahtarı yoktu. Annem evimizin bir parçası gibiydi,hep evdeydi.
Heryere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu ki.

En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı.
Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani.
Cafelerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık.
Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya, zıplaya yürüyerek gelirdik.
Servis falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi.
Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile dalardık.
Annelerimiz bu durumu bildiklerinden kardeşlerimizle bizlere ekmek
arası bir şeyler hazırlar gönderirdi.
Mahallemizdeki teyzeler annemiz gibiydi. Susayınca girer evlerine su içerdik.
Ya da pencereden bir sürahi bir bardak uzatır, hepimiz aynı bardaktan kana kana içerdik.
Kısacacı evine girip gelen ( ki sadece çişi gelen giderdi evine ) elinde mutlaka yiyecekle dönerdi.
Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi.
Bu bazen bir kurabiye bazen bir meyve olurdu.

Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne koyar oyun bitince geri alırdık.
Çok garip ama kimse almazdı. Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi.
Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştılırdık. Polisler gelmezdi
kavgalarımıza, tanıklar aranmaz,tutanaklar tutulmazdı.
Sonra kavgalarımız da öyle ustura, falçata ile olmaz, onlar nedir bilmezdik bile, asla kanla falan da bitmezdi, en fazla saçlarımızdan çeker, hayvan adları sayar, tekme atar, yine oyuna dalardık.
Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık.
Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık.
Azar işitip, acillere taşınmazdık. Düşerdik ekmek çiğner basarlardı
alnımıza, oyuna devam ederdik. Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik.

Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim.
Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki. Komşumu tanımıyorum ama evinin camında,
temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsin der konuşurum.
Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem.
Evimizi kendimiz temizlerdik, kapı silmece ; bilmem kaç kuruş
hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri.
Evlerimiz var içinde yaşayan yok. Parklarımız var içinde oynayan çocuk yok.
Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar, ışıl ışıl
vitrinler, girip çıkan yapay insanlar...
Ruh yok, buz gibi buz, bu biz değiliz..

Tahta iskemlelerimiz de oturan yaşlılarımız, onlara dede, nene diye
hatırını soran çocuklarımız yok oldu.
Ben kapılarında ' vale ' lerin, ' bady ' lerin beklediği yerlerden hep
korkmuş çekinmişimdir.
Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp, taksidini bitiremediği
arabanın anahtarını, hiç tanımadığı birine vermek ters gelir bana.
Benim değildir bu kültür.
Ne ruhuma, ne kültürüme ne de cüzdanıma hitap eder.
Nedir bunlar?
Reklamlarla desteklenen beyni, ruhu ele geçirilmiş insanlar olduk.
Birbirimize yabancı, yalnızlıklarımızla yaşar olduk.
İyi de neden böyle olduk ?
Biz mi istemiştik?

Yoksa hak mı ettik?



Kalemine sağlık
Kaynak : forzabesiktas.com
Yazı : Levent Karakaş



Iverson ve Akatlar Arena

Beşiktaş - Galatasaray CC maçı vardı bu hafta. Bu sezon malum Iverson transferinden sonra yönetimin koyduğu yüksek fiyatlar nedeniyle (50TL'ye varan fiyatlar görülmüştür) Akatlar Arena'ya yolum düşmemişti. Ancak bunda İstanbul'da olduğum zamanlar Efesliler grubuyla beraber Efes Pilsen maçlarının tümünü Sinan Erdem'de seyrediyor olmamın da etkisi vardı.

Allen Iverson Beşiktaş'ta oynuyor. Türkiye'ye Fenerbahçe'nin ilk olarak Ortega'yı aldığı günden beri yüksek maliyetlerle çok önemli yıldızlar geldi ancak hiç biri dünya basınında onun kadar yer almadı. Ben sanmıyorum ki tarihte o kadar da önemli bir transfer yapılabilsin herhangi bir Türk takımına, herhangi bir spor dalında.

Hal böyle olunca Iverson'u Akatlar'da izlememek çok mantıklı bir hareket olmazdı. Hem de maç Galatasaray CC ile olunca bu sezon ilk kez gittim Akatlar'a.

Cola Turka Arena demeye gerçekten gönlüm razı olmuyor Akatlar Arena'ya, demiyorum da zaten =) Birçok kişinin yolundan vs. şikayet ettiği Akatlar'ı çok seviyorum ben. Çok da zor gelmiyor gitmesi. Belki de orada seyrettiğim ilk maçın 2007'de Fenerbahçe'yi ezerek yendiğimiz maç olduğundan da olabilir. Bana İnönü'den daha farklı bir tat veren, ufak bir butik spor salonu Akatlar benim için. Maçın başlamasına 1 saatten az kaldığı için Beşiktaş iskelesinden taksiyle 10TL’ye anlaşıp gittik salona. Yolundan şikayet edenler 3 kişi birleşip böyle bir şey yaparlarsa çok rahat bir şekilde ulaşırlar salona.
Resim photoshop gibi olmuş ama o kadar yeteneğim olsa şu katil suratıma bir gülümseme koyardım.
Valla billa salondaydım. Hatta beni resimde güldürebilecek olan var mıdır?

Maçın başlamasına yarım saat kala salonun önündeydik. Otoparkta hala marşlar söylenip, demleniliyordu. Yarım saat kala salona girdiğimizde yeterince erken olmadığının farkına vardık. Biraz geç kaldığımız için ancak portatif tribünün yan tarafında yer bulabildik. Ayakta duracak dahi yer yoktu başka bi yerde, kaynayamadım. Herkes biletlerinde üzerinde numara olan yerlere otursa daha güzel olmaz mı acaba? Yoksa ben yanlış bir şey mi istiyorum?

Bulunduğum bölümde genelde Beşiktaş’lı olmayan, olsa da niye bağırayım ki diyen kişiler çoğunluktaydı. Sonradan değiştirmek zorunda kaldığımız yerimizden hiç ses çıkmıyordu. Deli gibi hissettim bir ara kendimi.Hatta yanımda Beşiktaş'a dair herhangi bir şey giymeyen bir çocuk vardı. Bariz başka takım taraftarı ve Iverson'u seyretmeye gelmiş. Sevinsem mi üzülsem mi bilemedim.

Bir enteresan anektod da bizim bulunduğumuz bölümdeki yabancıların çokluğuydu. Tribünün o bölümünün resmi dili İngilizceydi. Allen Iverson'u seyretmek için Avrupa'dan gelenlerlerle beraber Türkiye'de yaşayan Amerika'lılar kaçırmıyorlarmış Beşiktaş basketbol maçlarını konuştuğumuza göre.

Bence her Türk basketbolseverin bu sezon Iverson'u seyretmesi gerekiyor. Bizlere normal gelmeye başladı Iverson'un Türkiye'de oynaması ancak böylesine bir yıldızın bir daha gelebileceği ihtimali çok düşük gözüküyor. Hem Beşiktaş yönetiminin amatörlükleri sonucu sezon sonrası adam çekip gitse hiç şaşırmam.

Bu arada maçla ilgili yazıysa Efesliler grubunda tanıştığım arkadaşım Serhat'ın blogunda mevcut.Tıkla

Not: Resimler annemin 8.1 Mpx kamerasıyla çekildiği için o denli yüksek kalitelidir.



Beşiktaş bir futbol kulübünden çok fazlasıdır

forzabesiktas.com Beşiktaş'lı taraftarların, ÇARŞI'nın internet sitesidir (bilmeyenler için). Ben de forzabesiktas.com forumlarını sürekli takip ederim. Bugün forumda fark ettiğim 2 başlık Beşiktaş'lı olduğum için tekrardan gurur duymama sebep oldu. Beşiktaş'lılığın sadece bir futbol takımını desteklemekten çok daha fazlası olduğunu hatırlattı bana tekrar.

Aşağıya kopyaladığım mesajlardan bir tanesi forumda Beşiktaş'lı bir doktorun bireysel insiyatifi diğeri ise yine bir grup taraftarın gerçekleştirdiği bir sosyal sorumluluk projesi.

Bu mesajlar forzabesiktas.com'da alınan toplumsal insiyatiflerden sadece iki tanesi. Bunun yanında forzabesiktas'da sürekli bulunan Kan Bankası ile hem Kızılay'a kan bağışına taraftarlar motive edilirken hem de acil ihtiyacı olanlara destek olunuyor.

forzabesiktas.com'da gerçekleşen bu faaliyetler hemen hemen medyaya hiç yansımıyor, dini sömürü malzemesi yapılmıyor. Bunun sebebi de bu insiyatifleri alan, kampanyaları gerçekleştiren Beşiktaş'lıların reklam, tanıtım gibi amaçlarının olmadığı, sadece Beşiktaş ortak paydası altında birleşen Güzel İnsanlar olmasındandır.

  • Arkadaşlar, bu yazıyı yazarken çok düşündüm

    Nasıl algılanacağı ve destek konusunda tereddütlerim vardı
    Fakat sonunda yazmaya karar verdim

    Bir süredir Ağrı Devlet Hastanesinde çalışmaktayım
    Polikliniğime gelen çocuklara hangi takımı tuttuğunu sorarım hep
    Çocuk sporla ilgili ise forma hediye etmeye çalışıyorum
    Burdaki çocuklar için de verilebilecek en güzel hediyelerden biridir diye düşünüyorum

    Açıkça söylemek gerekirse kendime ait eski formaların çoğunu verdim
    Bedenleri büyük olsa da çocuklar çok seviniyor
    O şanlı formaya bakışları ve gözlerindeki ışıltıyı görmelisiniz
    Bir miktar taraftar forması da aldım ve onları da hediye ettim

    Forma konusunda yardım etmek isteyen arkadaşlar (eski-yeni) özelden mesaj atarsa sevinirim
    Çocuk yaşta başlayacak olan forma aşkının birçok şeye bedel olduğunu düşünüyorum
    Umarım gerekli destek gelir



  • Bir kez daha kazandık.
    Toplanan eşyaların bir bölümünü, sizin adınıza Van Bahçesaray Keskin İlkokulundaki çocuklarımıza ulaştırmanın mutluluğunu yaşıyoruz.
    Camiamıza hayırlı olsun.
    Elimizde şu an 60 koliden fazla malzeme var. Kargo anlaşması için Cem YAKIŞKAN dostumuzla birlikta bizzat görüştük. Cevap bekliyoruz.

    İhtiyaç duyulan malzemelerin listesi.

    Bayrak, atkı, forma başta olmak üzere
    Kitap; hikaye, roman ve eğitici.
    Kırtasiye; defter, kalem, silgi vs.
    Kıyafet; her türlü.
    Okul çantası
    Ayakkabı ve çorap.

    (Büyük küçük fark etmez, hepsi değerlendirilmektedir.)




Iverson Beşiktaş'da ama


Önce NTVSpor ve sonrasında ESPN'de de doğrulandı Iverson'un Beşiktaş ile prensipte anlaşmaya vardığı. Hayaller gerçek oldu. Hem de sadece bir Beşiktaş'lının değil, basketbolu seven, bana yakın yaşlarda olan birçok kişinin hayalleri...

Ünlü fotoğraf sanatçısı Eren YAMAN yakalamış bu resmi =)


Yaşlı olabilir, kariyerinin son demleri olabilir ancak en az Guti'nin transferi kadar önemli bir transfer Iverson'un Beşiktaş'a gelmesi, belki daha bile önemli. Akatlar'da Iverson'lu Beşiktaş'ı seyretmek nasıl da heyecanlı geliyor kulağa. Ancak benim aklıma gelen 3 şey var. Bilmiyorum benim mi aklıma geliyor sadece bunlar?

1. Her sezon 2. yarının başında kronikleşen "Basketbol takımında ücretleri ödenmeyen yabancı oyuncular idmanlara çıkmama kararları aldı" haberlerini yine görürsek ne olacak? Burada Iverson'un taksitlerinin ödenmesinde sorun çıkacağını sanmıyorum. Tek başına idmanını yapar herhalde. Bkz: http://bit.ly/bhdd4R

2. Takımın toplam değerinin belki de yarısı kadar ücret alan yıllık Iverson'un aldığı 2M$ muhtemelen takımın diğer oyuncuları tarafından Iverson'a saygı nedeniyle sorun yaratmayacaktır diye umuyorum.

Fena gözükmüyor ama yarış kazandıracağını sanmam

3. Çok da iç açıcı olmayan, tecrübeli ama hiçbir zaman yıldız diye tabir edemeyeceğimiz Mustafa Abi'li, Bekir Yarangüme'li kadrosuyla mücadele eden takımdaki Iverson, şasesi bozuk eski bir Şahin'e takılan bir Ferrari motorunı getirdi aklıma. Belki güzel görünür ancak, yarış kazandırır mı bilmiyorum.
Acaba bu takım kadroları çok güçlü Efes Pilsen, FB Ülker, Telekom gibi takımların arasından sıyrılıp final oynayabilir mi? Yakında göreceğiz sanırım



2010-2011 BJK Kombine

Quaresma transferinin aciklanmasina kadar piyasaya surulmeyen Besiktas kombine kartlaritransfer duyurulduktan hemen sonra satisa cikarildi.

Gectigimiz sezon 600TL olan Yeni Acik kombine kartlarina bu sezon icin 700TL fiyat belirlendi. Enflasyonun 10%'larda seyrettigini dusunursek bunun yaninda gectigimiz sezon en kotu ihtimalle 3 Sampiyonlar Ligi maci oynanacagi bilinen sezonun kombine kart fiyatlarina yapilan 17%'lik zami Quaresma'nin transferine baglamamiz gerekiyor herhalde.

Ancak giris cikislari, isitma sistemi vs. her yonuyle (atmosferi haric) Inonu Stadi'ndan daha iyi durumda olan Fenerbahce Sukru Saracoglu Stadi'nda bile Maraton Alt yada Maraton ust kose kombine fiyatlariyla ayni fiyata satilan bizim Yeni Acik Tribun kombine fiyatlari degerinin uzerinde gibi gorunuyor. Yine de Istanbul'da olacagimi bilsem hic dusunmeden alacagim kombine karta bu yil da yerimizin yurdumuzun neresi oldugunu bilmedigimizden sadece yorum yapmakla kaliyorum. Istanbul'da olacagim zamanlarda Biletix'den normal alacagim mac biletleriyle Inonu Stadi'na ozlem gidermek en guzel secenek...



Q7 in Besiktas

Besiktas made the most spectacular transfer of the year in the Turkish Super League.
Quaresma will be playing for Besiktas in 2010-11 season. One the 19th of June, he will be signing his contract in Inonu Stadium in front of thousands of Besiktas supporters.

Quaresma has never been successful out of Portugal but anyway it's the most spectacular transfer of the year.
Good luck Quaresma



Çarşı Nedir?


Çarşı kapalının ortasında sıralanan bir grup değildir. Çarşı bir ruhtur. Çarşı, New Yorkda metro trenine yazılmış siyah beyaz bir grafitidir, Prag’da duvara yazılmış bir yazıdır, Erzincan’da bir dağın yamacına yazılmış sevgidir, Adana’da bir rengi bozuk derneğinin duvarlarına boyanmış siyah’la beyazdır, Galatasaray lisesi duvarına yazılmış ‘ÇARŞI ULAN’ işaretidir.

Çarşı Yeni Zelanda’da 1900m yukseklikte Lord of the Rings’in Mordor Dagi’nin hemen yani basinda taşa kazinmiş bir yazidir.

Cok uzatmaksizin, hikayemi anlatayim. 2010′un ilk gunlerinde Ocak ayinin 3′unde Tongariro’ya tracking icin gitmeye karar verdik. Karar verdigimizde bu kadar eglenceli ve zorlu 3 gun gecirecegimi cok da bilmiyordum. Neyse, gezi ile ilgili anilarim farkli bir yazinin konusu olacaktir zaten. 2. gun zirveye ulastigimiz noktada 1900 metre yukseklige geldigimizde aslinda gittigim her ulkede yapmam gereken sey geldi aklima.

Cebimden cikardigim ufak bicakla oradaki bir tasa kazidim Çarşı ismini. Yanimdaki Y.Zelanda’li arkadaslarim “Dur, ne yapiyorsun, olur mu” derken artik Çarşı Yeni Zelanda’da 1900m yukseklikte Lord of the Rings’in Mordor Dagi’nin hemen yani basinda taşa kazinmiş bir yazi olmustu bile.

Artik kus ucmaz kervan gecmez Ulusal Park’ta kac kisi gorur o tasa kazinmis Çarşı yazisini bilmem ama yolu dusen olursa o tasi orada gorebilir.