twitter
    What I think, What I do

Showing posts with label Basketball. Show all posts

Beşiktaş Milangaz

Eskiden sokak futbolu vardı. İki taş yan yana konulurdu, futbol oynanırdı. Köşedeki okulun kırık potalarında basketbol oynanırdı. Biz küçüktük o zaman.
Ertuğrul Beşiktaş'a transfer olduğunda transfer ücreti olarak 100 Milyar (100.000TL) ödenmesi bizi şaşırtmıştı o dönemde.

Sonra sponsorlar geldi, takımların forma reklamları için Milyon Dolarlar telaffuz edilmeye başlandı. Takımların daha büyük gelirleri oldukça oyuncularına daha fazla para verir oldular. Artık yeterince gelir yaratamayan, transfer yapamayan takımlar yavaş yavaş yerlerini alttan gelenlerle değiştirdiler.

Sonra transfer ücretleri arttı, metrobüse binen Necip bizlere garip gelmeye bşaladı. Çünkü bütün oyuncuların Milyon Dolarlar alıp Ferrari'lere binmesi gerekiyordu. Ancak bunun için ne gerekiyordu.
Yayın haklarını şifreli bir kanala verip maçları izlemek için para vermek, desteklediğimiz takımın renklerine sahip bir forma için 100TL para vermek gerekiyordu.

En sonunda bu paralar da yetmedi, stadyumlarımızın, salonlarımızın hatta takımlarımızın isimlerini değiştirmemiz gerekiyordu.

Onu da başardık. Ülker artık Beşiktaş basketbol şubesine sponsor olmayacağını belirttikten sonra bütün yaz boyunca sponsor arayan Beşiktaş basketbol şubesine en sonunda "Vefakar!! Başkan" Yıldırım Demirören 'in şirketlerinden Milangaz sponsor oldu.

Cebinden çıkarıp kulübe borç vermesindense, sponsor olması bana göre daha kabul edilebilir bir davranış ama Akatlar Arena'ya bu kulübe yıllar boyunca gönül vermiş bir kişinin isminin değil de bir tüp markasının verilmesi tabi ki üzüntü verici.

Saldır Beşiktaş Milangaz.. Yeter bize bu gaz...
Burası Milangaz Arena, Buradan çıkış yok!!!



Guler Legacy

Burnovic ile uzun zamandır konuştuğumuz, tanıtımlarına gerek Abdi İpekçi önünde broşür dağıtarak gerek Facebook, Twitter üzerinden elimizden geldiğince destek verdiğimiz bir basketbol kampı vardı Güler Legacy adında.


Guler soyadı basketbolla biraz ilgilenmiş olan herkesin kulağına çalınmıştır bir şekilde. Muratcan Güler ve Sinan Güler bizim neslin, baba Necati Güler ismiyse anne, babalarımızın basketbolun Lütfi Kırdar Spor Sergi Sarayı adıyla telaffuz ettiği senelerde duyulmuştur.


Ailece basketbola gönül vermiş bir aile olunca bu bilgi birikimini yeni kuşaklara aktarmak istemiş bu aile ve bir basketbol kampı organizasyonuna başlamışlar. Adına da İngilizce miras anlamında kullanılan Güler Legacy demişler. Ben de hazır işten istifamdan sonra gelen zamanı değerlendirmek için gönüllü olarak katılmak istedim bu kampa. Sinan Güler ve Necati Güler 'le tanışma, kamp sırasında onlara yardımcı olma şansı buldum.

Işık Üniversitesi kampüsünde gerçekleştirildi bu seneki Guard Kampı ve Basketbol Kampı. Aslında bir de Baba-Oğul Kampı ve Kız Kampı da vardı planda ancak bu sene için iptal edilmek durumunda kaldı.

Tanıtımın kısa bir zaman içerisinde yapılma zorunluluğu, basketbol kamplarına alışık olmayan bizler için fiyatların yüksek gibi görünmesi gibi etkenlerden dolayı katılım beklenenin altında gerçekleşti ancak önümüzdeki yıllar için güzel bir miras olmuştur diye umuyorum.

Ben de kendi adıma uzuuun bir zaman sonra basketbol sahasına izlemek eylemi dışında girerek, üzerinde bilmem kaç tane noktacık bulunan topu çemberden geçirmeye çalıştım. Basketbolcu olmayı hayal ettiğim yaşlardaki arkadaşlara yardımcı olmaya çalıştık. Eski günleri hatırlamamı sağlayan bu aktivite gerçekten benim için olumlu geçti. Hakemliği denemek zorunda kaldığımız anların dışında. Artık hakemlerin ne kadar zor olduğunu bildiğimiz gibi Necati Güler'den aldığımız belli derslerle hakemler üzerinde Sinan Erdem'deki Efes PİLSEN maçlarında daha fazla etki kuracağız Burnovic, Emre ve Uğur'la.

Guler Legacy Basketbol Kampı 5. Gün / Guler Legacy Basketball Camp Day 5 from Sinan Guler on Vimeo.





















Sonsuza kadar Turgay Demirel

Tahammülsüzüz hepimiz. Japonya'da ekonomik krizler olduğunda, usulsuzlukler ortaya çıktığında insanların intihar ettiğine dair haberler okuruz zaman zaman. İntiharın iyi bir şey olduğunu söylemek değil amacım. İnsanların şeref, haysiyet sahibi olduğunu, suçu kendinde aradıklarını, büyük bir suç işlediklerini düşündükleri için intiharı son seçenek olarakdüşündüklerini gösteriyor.

Ancak bizim insanımıza bakar mısınız. Akdeniz ikliminin en güzel meyvesinden gelen zeytinyağını örnek almışız kendimize. Herhangi bir sorunda hemen zeytinyağı gibi üste çıkmakta üzerimize yok. Bizler hiç suçlu olmayız, herkesi eleştirebiliriz ancak kendimizi asla...
Çünkü biz herşeyi doğru yaparız...

Bizim koltuklarımız kıymetlidir. Oturduk mu bir kere yerimizden kimse kaldıramaz bizi... Kaç tane siyasi lider gördük Cumhuriyet tarihinden beri. S.Demirel, B.Ecevit, N.Erbakan, T.Özal, M.Yılmaz, T.Çiller... 20'den fazla siyasi lider gelmez aklımıza.. Bir tek onlar yeter bize...

Şimdi ise yeni trend R.T.Erdoğan. Allah'ın izniyle 3. kez Başbakan olmak için adaylığını koydu.. 3. dönem başbakanlığında bir de başkanlık sistemi koyduk mu, 2 dönem de öyle devam eder. Sonrası malum, artık nereye gidersek..

Tabi, insanlar geldikleri makamdan kolay ayrılmadıkları için bir yerden sonra iktidar, güç kör ediyor gözlerini. Kendilerini eleştirmek mi? Haşaa... Kim demiş, nasıl eleştirirmiş. Eleştirenlerin hemen orada kelleleri alınaa.... Ne haddinize koskoca başbakanı eleştirmek. Bunun yeri ve zamanı değil.. Onlar yer ve zaman söyleseler de biz de kendi çapımızda eğlensek.

Ülkeye en tepeden bakınca olaylar böyle olunca haliyle diğer birimlerde de aynı sistematik alır başını gider..

Ne Beşiktaş Başkanı kabul eder eleştiriyi ne Basketbol Federasyonu Başkanı.. Şşşttt onlar başkan, muhalefet etmeyin.

2 Kupayı Umutma, vefasızlık yapma.
Dünya Basketbol Şampiyonasında final oynadık, saygısızlık etmeyin.

Yoksa Başbakanı mı yuhaladın. Stadyum yaptırdı bize..
Sanki cebinden verdi parayı, üstelik Ali Sami Yen arazisi...
Suussss... Her tarafta kameralar var. Gördüm seni başbakana ıslık çaldın, kombineni iptal ediyorum..
Ama hukuk, ceza...
Bak hala konuşuyor, kombineni iptal ettiğim gibi başbakanı protestodan içeri de attırırım.

Peki Turgay Demirel denilen dinazor için ne demeli?

Olayı Fenerbahçe boyutuna indirgemek istemiyorum. İndirsem neler söyleyeceğim ama şimdi değil. Anlatmak istediğim farklı..

Yıllardır yerinden kalkmadığı Basketbol Federasyonu'nda olumlu işler de yapmıştır zamanında ancak artık istenmediğinin, hata üzerine hata yaptığının farkına varmalı.

Taurasi olayını eline yüzüne bulaştırdıktan sonra Fenerbahçe camiasının altında ezildi. Şimdi tek parmak üzerinde oynatılıyor.

Fenerbahçe - Galatasaray Bayan Basketbol final maçının hakem rezaletinden tutun da daha dün Efes PİLSEN - FBÜlker maçına yolladığı hakem Engin Kenerman'ın yönetemediği, saçmaladığı en son olaylar çığrından çıktıktan sonra tribündeki seyircileri tehdit ederek liseli gençler gibi "Çıkışta bekliyorum" demesine varacak kadar aşağılarda gezindiği maça kadar Turgay Demirel sorunluluğu üzerine alıp, çıkıp gitmeli..

Maçta tek bir küfür olmaksızın yapılan protestolara bile katlanamayan hakemler var. Hangi hakla, bir hakem yada saha komiseri tepkisini gösteren taraftarı saha dışına almakla tehdit edebilir? Ama federasyon sen ne yapıyorsun diyeceğine sırtlarını sıvazlayınca suçlu yine tepki gösteren, sesini çıkaran taraftarlar oluyor..





Bugün Galatasaray - Beşiktaş maçında ise Galatasaray taraftarın "Demirel İstifa" demesinden rahatsız olan kralcı hakemler 2 kez anons yaptırıyorlar. Hazımsızlıklarına hukuksuzluk eklemişler kendileri... Küfürsüz, hakaretsiz, protestonun neresi hukuk dışı, lütfen bana izah edin. Neyse ki Barcelona'nın olduğu gibi beyaz mendil sallama kültürümüz yok, salonlara girerken sümüklü mendillerimizi bile almazlar içeri.

Ama hata bizde, yerimizden kalkıyoruz, salonlara basketbol izlemeye gidiyoruz, bir de yetmezmiş gibi beğenmediğimiz şeylere tepki gösteriyoruz. Otursak evde televizyonda ne varsa onu seyretsek ne güzel olacak herşey.


"Eğer taraftarlar olmasa tribünleri yönetmek çok kolay"

PS: Seslerini duyurmaktan çekinmeyen, kurallar dahilinde tepkilerini dile getiren herkese saygılar..



Iverson ve Akatlar Arena

Beşiktaş - Galatasaray CC maçı vardı bu hafta. Bu sezon malum Iverson transferinden sonra yönetimin koyduğu yüksek fiyatlar nedeniyle (50TL'ye varan fiyatlar görülmüştür) Akatlar Arena'ya yolum düşmemişti. Ancak bunda İstanbul'da olduğum zamanlar Efesliler grubuyla beraber Efes Pilsen maçlarının tümünü Sinan Erdem'de seyrediyor olmamın da etkisi vardı.

Allen Iverson Beşiktaş'ta oynuyor. Türkiye'ye Fenerbahçe'nin ilk olarak Ortega'yı aldığı günden beri yüksek maliyetlerle çok önemli yıldızlar geldi ancak hiç biri dünya basınında onun kadar yer almadı. Ben sanmıyorum ki tarihte o kadar da önemli bir transfer yapılabilsin herhangi bir Türk takımına, herhangi bir spor dalında.

Hal böyle olunca Iverson'u Akatlar'da izlememek çok mantıklı bir hareket olmazdı. Hem de maç Galatasaray CC ile olunca bu sezon ilk kez gittim Akatlar'a.

Cola Turka Arena demeye gerçekten gönlüm razı olmuyor Akatlar Arena'ya, demiyorum da zaten =) Birçok kişinin yolundan vs. şikayet ettiği Akatlar'ı çok seviyorum ben. Çok da zor gelmiyor gitmesi. Belki de orada seyrettiğim ilk maçın 2007'de Fenerbahçe'yi ezerek yendiğimiz maç olduğundan da olabilir. Bana İnönü'den daha farklı bir tat veren, ufak bir butik spor salonu Akatlar benim için. Maçın başlamasına 1 saatten az kaldığı için Beşiktaş iskelesinden taksiyle 10TL’ye anlaşıp gittik salona. Yolundan şikayet edenler 3 kişi birleşip böyle bir şey yaparlarsa çok rahat bir şekilde ulaşırlar salona.
Resim photoshop gibi olmuş ama o kadar yeteneğim olsa şu katil suratıma bir gülümseme koyardım.
Valla billa salondaydım. Hatta beni resimde güldürebilecek olan var mıdır?

Maçın başlamasına yarım saat kala salonun önündeydik. Otoparkta hala marşlar söylenip, demleniliyordu. Yarım saat kala salona girdiğimizde yeterince erken olmadığının farkına vardık. Biraz geç kaldığımız için ancak portatif tribünün yan tarafında yer bulabildik. Ayakta duracak dahi yer yoktu başka bi yerde, kaynayamadım. Herkes biletlerinde üzerinde numara olan yerlere otursa daha güzel olmaz mı acaba? Yoksa ben yanlış bir şey mi istiyorum?

Bulunduğum bölümde genelde Beşiktaş’lı olmayan, olsa da niye bağırayım ki diyen kişiler çoğunluktaydı. Sonradan değiştirmek zorunda kaldığımız yerimizden hiç ses çıkmıyordu. Deli gibi hissettim bir ara kendimi.Hatta yanımda Beşiktaş'a dair herhangi bir şey giymeyen bir çocuk vardı. Bariz başka takım taraftarı ve Iverson'u seyretmeye gelmiş. Sevinsem mi üzülsem mi bilemedim.

Bir enteresan anektod da bizim bulunduğumuz bölümdeki yabancıların çokluğuydu. Tribünün o bölümünün resmi dili İngilizceydi. Allen Iverson'u seyretmek için Avrupa'dan gelenlerlerle beraber Türkiye'de yaşayan Amerika'lılar kaçırmıyorlarmış Beşiktaş basketbol maçlarını konuştuğumuza göre.

Bence her Türk basketbolseverin bu sezon Iverson'u seyretmesi gerekiyor. Bizlere normal gelmeye başladı Iverson'un Türkiye'de oynaması ancak böylesine bir yıldızın bir daha gelebileceği ihtimali çok düşük gözüküyor. Hem Beşiktaş yönetiminin amatörlükleri sonucu sezon sonrası adam çekip gitse hiç şaşırmam.

Bu arada maçla ilgili yazıysa Efesliler grubunda tanıştığım arkadaşım Serhat'ın blogunda mevcut.Tıkla

Not: Resimler annemin 8.1 Mpx kamerasıyla çekildiği için o denli yüksek kalitelidir.



Efesliler

Yaz okulu bittiğinden ve babam iyileşmeye başladığından beri boş vaktim fazla olduğu için uzun zamandır salonda takip edemediğim ancak çok sevdiğim basketbol maçlarına daha fazla gider oldum. Tabi burada Sinan Erdem Spor Salonu'nun evimize uzak olmasına rağmen ulaşımının kolay olmasının da payı var. Bkz: Sinan Erdem

Efes Pilsen'in büyük bir seyirci kitlesinin olmayışı maçlara gitmeye başladıktan sonra etrafındaki simaların tanıdıklaşmasına başlamasına imkan tanıyor. Tam da bu sırada Efesliler grubunu fark ettim. Zaten düşünürdüm Efes Pilsen'i sürekli takip eden kimse var mıdır, varsa kimlerdir diye.

Efes Pilsen - Aliağa Petkim. Efesliler grubu sadece 40 kişi olmasına rağmen basketbol bilgisiyle takıma gereken desteği verebiliyor

10 senedir Efes Pilsen'i takip eden ve destekleyen bir seyirci kitlesi mevcut. Efesliler forumunun yaklaşık 2000 üyesi olsa da yaklaşık 30 kişilik diyebileceğimiz çekirdek bir kitlesi var. Onların da maçlara geldiği aileleri, arkadaşlarıyla beraber lig maçlarında ortalama 30-40, Euroleague maçlarında ise 200 kişiye varan bir topluluk şeklinde destekliyor bu grup Efes Pilsen'i.

Grubun yaş ortalaması klasik bir taraftar kitlesinin yaş ortalamasının üzerinde. Futbol seyircisi ile kıyaslanamayacak derecede kaliteli ve sporun doğasına hakim bireylerden oluşuyor grup. Tabi, hal böyle olunca, maçlara gidip geldikçe basketbol ortak paydasında buluşan bu kişilerle çok güzel sohbet ortamları oluşuyor gerek maçlarda gerekse internette. Ben de, grupla birlikte seyrettiğim 4-5 maç sonrasında hem güzel insanlarla tanıştım hem de çok keyif aldım.




Sepetçiler maçta. Efes Pilsen-CSKA

Evde otururken basketbol maçlarını takip eden ve basketboldan anlayan bir grup olsak yaratsak, sürekli maçlara gitsek güzel olmaz mı diye geçirdik aklımızdan.

Bayramın 3. günü Efes Pilsen - CSKA maçı olduğunu öğrenince, daha önce Efes Pilsen'in İstanbul'da oynadığı 2 maça da gittikten sonra, bu maça gitmek için bayramı fısat bilerek Sepetçiler oluşumunu başlatttık. İlk organizasyonumuzda eş, dost, akraba şeklinde 14 kişilik bir grup olarak düştük Sinan Erdem yollarına. Maçtan önce ilk Sepetçiler aşağıdaki resimde olduğu gibi poz verdi.

Bu sezon seyrettiğim en iyi taraftar kitlesi vardı tribünlerde. Tabi ki bilet fiyatlarının 3 TL (Hatta gişeden alınca 1 TL) olmasının etkisi de vardı. Ancak yine de sevindirici nokta bu denli fiyatlara rağmen apaçi olarak tabir ettiğimiz kitlenin azınlıkta olması, bol sayıda ailenin ve kızların olması tribünde kalitenin düşmemesini sağlamış.

Salona girdiğimizde ilginç enstantanelerden bir tanesi de bizim koltuklarımıza oturan teyzelere Hazal'ın kızması ve "Biz biletleri erken aldık, hem de 3 TL para verdik" demesi sonrası oluşan sessizlik ve maçı ön sırada ayakta seyretmemiz oldu. Ön sırada olmanın verdiği sonuç olarak Efes benchine yakın olduğumuz için bizim yedekleri görebiliyorduk. Özellikle oyuna maç boyunca girmeyen Ender ve Cenk'in muhabbetleri bizleri kıskandırdı. Cenk'in maç boyunca arkasını dönerek tribündeki kızlara gülücükler saçmasına yapacak yorum bulamadık.

3. periyodda Rako'nun durması sonucu CSKA bir ara farkı kapatıp hatta 1 hücumluğuna öne bile geçseler Efes Pilsen İstanbul'da yine çok zorlanmadan kazandı. Tabi kolay kazanmamızın sebeplerinden bir tanesi de 12.000 kişinin beraber yaptığı savunmaydı. Davul, siren ve zamanında salonlarda yasaklanan ancak artık serbest olan o inanılmaz ses çıkaran aletlerle çıkarılan gürültü sonrası sabah uyandığımda bile kulağımdaki çınlama hala devam ediyordu.

Önümüzdeki hafta Efes Pilsen, Union Olimpija ile Sinan Erdem'de oynayacak. İstanbul'da olup da maçı seyredemeyeceğim ancak bir sonraki fırsatta yine Sepetçiler olarak toplanıp maçı seyrederiz. Bu hafta gelip de bu eğlenceyi yaratan herkese teşekkürler.














Sinan Erdem Spor Salonu

Efes Pilsen bu yıl hem Euroleague hem de Türkiye Ligi'ndeki maçlarını Sinan Erdem Spor Salonu'nda oynayacak. Ben de fırsattan istifade etmek istedim.
Zaten uzun zamandır canlı olarak basketbol maçı seyredememiştim. Bir de Dünya Basketbol Şampiyonası'nda hem Top 16 hem de Çeyrek Final maçlarına gitme şansım olmasına rağmen gidememenin verdiği ızdırapla Sinan Erdem'de en azından eski günlerdeki gibi bir Efes Pilsen maçını seyretmek istedim.

Esra da geldi maçı seyretmeye. Çok merak ediyordum Sinan Erdem Spor Salonu'nu. 17 sene sürünce inşaat beklenti büyük oluyor.

Bu salon benim için olimpiyatlara aday olduğumuz bir zaman yapılmaya başlayan ancak olimpiyatların İstanbul'da düzenlenmesinin imkansız olduğu için hiçbir zaman bitmeyecek bir yapı görünümündeydi.
Ancak 2010 Basketbol Şampiyonası'nı düzenleyebilmek adına Kadir Topbaş'ın da dediği gibi 17 yıl gibi çok kısa bir sürede hizmete kazandırılmıştır.

Metrobüs Şirinevler istasyonundan inince 10 dakikalık mesafede olan 16000 kişilik bu salonun herhangi bir Efes Pilsen maçında dolduğunu hayal etmek şimdilik çok zor gibi gözüküyor. Ancak maçtaki yaklaşık 7000 kişilik seyirci topluluğu bana tatmin edici geldi.

Salon ile ilgili dikkatimi çeken bazı şeyler
  • Salon girişinde turnike sistemi ve yerleşik barkod okuma sisteminin olmaması, kontrollerin çok amatör şekilde yapılması
  • Salon büfelerinin Türkiye klasiği olarak yetersiz ve gereksiz şekilde pahalı olması (6lira ödeyerek alabileceğiniz bir soğuk sandöviç için 10 dakika güreşmek yerine evden peynir ekmek getirilebilir =))
  • Asma skorboard olmaması nedeniyle salonun karşı tarafında olan skorboardda sadece skor görülebiliyor. Herhalde çok da gerekli değildir, kimin kaç sayı attığını, kaç faulu olduğunu görmemiz.



Iverson Beşiktaş'da ama


Önce NTVSpor ve sonrasında ESPN'de de doğrulandı Iverson'un Beşiktaş ile prensipte anlaşmaya vardığı. Hayaller gerçek oldu. Hem de sadece bir Beşiktaş'lının değil, basketbolu seven, bana yakın yaşlarda olan birçok kişinin hayalleri...

Ünlü fotoğraf sanatçısı Eren YAMAN yakalamış bu resmi =)


Yaşlı olabilir, kariyerinin son demleri olabilir ancak en az Guti'nin transferi kadar önemli bir transfer Iverson'un Beşiktaş'a gelmesi, belki daha bile önemli. Akatlar'da Iverson'lu Beşiktaş'ı seyretmek nasıl da heyecanlı geliyor kulağa. Ancak benim aklıma gelen 3 şey var. Bilmiyorum benim mi aklıma geliyor sadece bunlar?

1. Her sezon 2. yarının başında kronikleşen "Basketbol takımında ücretleri ödenmeyen yabancı oyuncular idmanlara çıkmama kararları aldı" haberlerini yine görürsek ne olacak? Burada Iverson'un taksitlerinin ödenmesinde sorun çıkacağını sanmıyorum. Tek başına idmanını yapar herhalde. Bkz: http://bit.ly/bhdd4R

2. Takımın toplam değerinin belki de yarısı kadar ücret alan yıllık Iverson'un aldığı 2M$ muhtemelen takımın diğer oyuncuları tarafından Iverson'a saygı nedeniyle sorun yaratmayacaktır diye umuyorum.

Fena gözükmüyor ama yarış kazandıracağını sanmam

3. Çok da iç açıcı olmayan, tecrübeli ama hiçbir zaman yıldız diye tabir edemeyeceğimiz Mustafa Abi'li, Bekir Yarangüme'li kadrosuyla mücadele eden takımdaki Iverson, şasesi bozuk eski bir Şahin'e takılan bir Ferrari motorunı getirdi aklıma. Belki güzel görünür ancak, yarış kazandırır mı bilmiyorum.
Acaba bu takım kadroları çok güçlü Efes Pilsen, FB Ülker, Telekom gibi takımların arasından sıyrılıp final oynayabilir mi? Yakında göreceğiz sanırım



Lebron is heading to Miami


It was the most expected news in NBA during summer. Lebron James's contract was expired with Cleveland Cavaliers. He was going to make his decision that where he is going to play next year. Knicks, Bulls, Nets, Heat were some of the options as well as staying home in Cleveland.


So, the King made his decision and headed to Miami. He decided that Miami is the best place to get a ring.

Nobody knows how the team dynamics will work in Miami Heat with 3 stars. Wade, Bosh and the King Lebron James will try to get the ring next year in Miami.

Since Lebron James made his decision to play for Miami, Lebron fans in Cleveland is very angry at this decision. The team owner Dan Gilbert wrote an open letter to Cavaliers fans says "I PERSONALLY GUARANTEE THAT THE CLEVELAND CAVALIERS WILL WIN AN NBA CHAMPIONSHIP BEFORE THE SELF-TITLED FORMER ‘KING’ WINS ONE" with capital letters.
I don't really know how possible to keep this promise. I was expecting Lebron James to try to get the ring in Cleveland and be a real hero like Michael Jordan. It's more likely to be a champion in Miami.
Next year we will see how the things will go in Miami with 3 stars.



Champion Lakers


LA Lakers is the Champion of the NBA Finals. I was able to watch the Final game of NBA Finals in the daytime through the geographical advantage of New Zealand.

I haven't had any favourite teams in NBA after Utah Jazz's legend team with Karl Malone and John Stockton in the late 1990s. Then, I supported Sacramento, Orlando when Hedo was playing there and supported Detroit when Memo got the ring in 2004 but till the 2010 Finals I didn't have any idea which team I was going to support in the finals this year.

It was the 2nd game of the 2010 finals when I watched an NBA game again after a long time. In the beginning of the game I decided to support Celtics without any reason and was amazed with Rajon Rondo's Triple Double performance.
Today, 4 Kings Pub was hosting the 7th game of 2010 Finals and Celtics was giving 3.50 return to my bet. After I bet 10$ to Celtics, this final game became more exciting for me.

I was having a hard attack while watching the game, especially in the 4th quarter..
Celtics was leading the game in the first half. Especially Ray Allen didn't give any change to Kobe Bryant and the Celtics was shooting with 40.8%. Even if the Lakers played with 32.5% shooting their 23 offensive rebounds against to Boston's 8 rebounds made the difference.

Lakers showed us how to be a champion even if your star is not performing well. When Kobe was locked by Ray Allen we saw that Ron Artest, Pau Gasol, and D.Fisher took responsibility and brought the ring to Los Angeles.