twitter
    What I think, What I do

Showing posts with label Yasak. Show all posts

Kaybolan Yıllar

Kaybolup giden insan hayatları, kaybolup giden yıllar...

1000 gün oldu Mustafa Balbay'ın tutuklandığı günden beri. 1000 gündür özgürlüğü elinden alınmış bir adam, babaları ellerinden alınmış bir aile...

Bir siyasi dava...

Kaybolup giden hayatlar...

4 yaşında, babasını sadece görüş günleri, ayda 45 dakika görebilen bir çocuk.
Babasının hasretiyle büyüyen bir çocuk.

Kocasını görmek isteyen bir kadın.

Arkadaşıyla oturup rakı içmeyi, "Ne olacak bu memleketin hali" demeyi özleyen arkadaşlar...

**

Bir gün gelecek, artık 4 duvarın dışına çıkabilirsin denilecek..

Dışarı çıkacak, temiz havayı içine çekerek
Belki İstanbul boğazına bakarak bir çay içmek isteyecek
Belki de gidip Cumhuriyet gazetesine arkadaşlarıyla şakalaşmak
Sahilde karısıyla beraber yürüyecek, oğluyla top oynayacak
Ankara'da bir meyhanede oturup rakısını içecek

Bir gün bir başbakan çıkacak
Siyasi nedenlerden insanların hayatlarını kararttık
Özgürlüklerini ellerinden aldık diyecek

Özür dileyecek

ama

ama

Peki Önemli olan "O An" değil miydi hayatımızda

Peki Kaybolup giden yıllarını geriye kim verecek?





Kart Üyelik Aidatı Ödememe

Bilenler bilir, kredi kartı kullananlardan bankalar yıl sonlarına doğru Üyelik Aidat Ücreti adı altında bir para alırlar. Ben de nacizane bir HSBC Pegasus Kart kullanıcısıyım. Alalı 3 sene olmuş, hatta Son Kullanma tarihi de gelmiş geçecek yakında.

Bu ay hesap ekstreme bakınca ne göreyim!! Üyelik Aidat Ücreti adı altında 70TL koymuşlar benim hesabın üzerine. Bunun üzerine daha önce duyduğum çeşitli yöntemleri araştırmaya başladım. Google Abi'ye sordum hangi siteler bana yardımcı olabilir diye. Birkaç tane site çıktı karşıma. Genellikle 3 aşamalı bir sistemden bahsediliyordu.

1. Bankanın çağrı merkezi aranır, çağrı merkezi görevlisine durum anlatılır, hukuksal olarak sürece hakim olduğunuz hissettirilir. Bütün kaymakamlıklarda bulunan Tüketici Sorunları Hakem Heyeti 'nin geçmişteki davaları emsal alarak lehinize karar alacağınızı bildiği ve başvuruda bulunacağınız söylenir. Bu ücretin iptali istenir.

2. Eğer kabul etmezlerse kartın iptali işlemi yapması istenir.

3 Bankaya dilekçe ile başvurup, kaymakamlıklarta bulunan Tüketici Sorunları Hakem Heyeti 'ne başvurup hukuki süreç izlenir. http://www.tuketiciler.org/?com=files.read&ID=12&pID=87

HSBC çağrı merkezini arayıp

1. Hesabımdan çekilen 70TL'yi ödemek istemediğimi, daha önce emsal davaların tüketici lehine sonuçlandığını söylediğimde çağrı merkezindeki görevli kişi "Evet, bireysel olarak yapılan çeşitli başvurular tüketici lehine sonuçlandı ancak bankamızda bu ücretin iadesi için herhangi bir süreç bulunmuyor" diye cevabını verdi.

2. Surevisor yada daha yetkili bir kişi ile görüşmek istediğimi belirttim. Çağrı Merkezi'ndeki görevli Supervisor değil Genel Müdür'le bile görüşsem ilerleyebileceğim herhangi yapılandırılmış bir süreç olmadığını belirtti.

3. Kartımı telefonda iptal etmek için ne yapmam gerektiğini sorup, sonrasında da olumlu sonuç alacağımı bildiğim Tüketici Hakem Heyeti'ne başvuracağımı söylediğim zaman Pegasus Kart'ın çok özel bir kart! olduğundan bahsedip bana sunduğu faydaları anlattı. Kendisini de bir tüketici olarak düşünmemi, kapıda kalırsam Pegasus Kart'ın beni eve alacağını, kartımda kocaman uçuş puanları biriktiğini, aslında bu faydaların yanında 70TL'nin bişeycik olmadığını söyledi.

4. Madem yaptığım bütün işlemleri biliyorsunuz, bu puanları da hiç kullanmadığımı zaten artık iyice soğuduğumu, kartımı nasıl kapatacağımı sorduğumda ise; Peki madem bu kadar emin konuşuyorsunuz kendinizden, ben bir seferlik bu Yıllık Kart Ücretini iptal edeceğim diyip, önümüzdeki hafta tekrar kontrol edebileceğimi belirtti.

Hukuki bir hakkımızı geriye almak aslında bu kadar kolayken, sadece bunu bankalara bildiğini gösterenlerin alabilmesi tam bir Türkiye trajikomedisi..

Neyse, malum yıl sonu. Kullandığınız kredi kartınız varsa Kart Üyelik Aidatı adı altında ödememeniz gereken bir miktar ekstrenizde gözükünce aklınızda bulunsun. 



Vizyon



İlk başta kahkahalarla güldüğüm aşağıdaki video aslında Türkiye'nin bir resmi gibi.İlk gördüğümde teknoloji ile bizim kadar ilgili olmayan, bizden bir önceki jenerasyonun bir ferdinin yaptığı samimi, neşeli, kahkahalarla güldüren bir video gibi geldi. 

Ancak sonra düşündüm, bu konuşmayı yapanın Ulaştırma Bakanı olduğunu, kürsüdeki Türk Telekom logosuna da bakınca konuşmayı ulaştırma alanında çalışan, işleri daha kaliteli servisler sunmak, çeşitli alanlarda teknoloji geliştirmek olan kişilere yaptığını anlıyorum. 

Her yıl üniversitelerin bilişim ile ilgili bölümlerine binlerce kişi alınıyor. Adamlar kafayı yiyecek, haberimiz yok. 

Türk Telekom iyi ki özelleştirilmiş dedirten bir video olmuş 

Anlayamayanlar için: 


Bu bulut sistemi dedikleri bişey var şimdi
Son zamanlarda herkes oraya bişey atıyo
Gelen oradan işine yarayanı alıyo, kullanıyo
Ben böyle anlıyorum, belki farklı bişeydir

Şey yok artık, sistematik bişey yok 
Abur cubur dolduruyosun
Herkes ihtiyacını oradan alıyo ama hiç de karışmıyoo
İstediğini buluyosun

Bu bilişim, fazla kafa yorursan sıyırırsın
Kullanacaksın, nimetlerinden kullanıp, yararlarıp işini göreceksin
Kafayı taktın mı o zaman işin kötü
Çok fazla hikmetine şey yapmamak lazım



Parasız Eğitim isteyen Türk ve Şili'li öğrenci

Parasız eğitim isteyen Şili'li öğrencilerle Türk öğrenciler arasındaki 7 farkı ben bulamadım. Aranızda bulanınız var mı ?

Şili'de lise ve üniversite öğrencileri 4 ay boyunca ücretsiz eğitim almak istedikleri gerekçesiyle gösteriler düzenlioyorlar. Gösterilerin sonunda öğrenci temsilcileriyle Başbakan buluştular.

Öğrenciler taleplerini hükümete bildirdiler. Öğrenci temsilcileri, başbakanın okullarınıza geri dönün uyarılarını kabul etmeyip, önümüzdeki hafta  hükümet yetkilileri tekrar görüşmek üzere toplantılara ara verdiler. Öğrenciler ücretsiz eğitim taleplerini karşılaması için hükümete direnmeye devam edecekler.


Haber

İleri demokrasinin beşiği ülkemizdeki öğrenci protestolarına hükümetin verdiği cevap hala aklımızda. Ancak ülkemizde öğrencilerin haklarını savunmak için meydanlara indiği her gösteri "birkaç anarşistin provokasyonu" olarak gösteriliyor. Sonunda öğrenciler yaptıkları gösterilerden dolayı eğitim hakları ellerinden alınıp, onlarca yıl haspis istemiyle yargılanıyorlar.

Peki burada suçu kimde aramalıyız ?

Karşısında duran, politikalarını beğenmeyip en doğal hakları olan protesto hakkını kullananlara karşı hemen biber gazı ve haksız adalet ile karşı gelen AKP hükümetini mi ?

Sesini yükselten her gruba anarşist damgasını vuran Türk halkını mı ?

Yeterince direnemeyip güçlü bir şekilde hükümetin karşısına çıkamayan bizleri mi ?

Türkiye ekonomisi büyüyor...
Türkiye dünyanın en büyük 20 ekonomisinden biri haline geldi...
Orta Doğu'da büyük bir sempatiye ve güce sahibiz...

Peki birey olarak benim buradan çıkarım ne oldu, son 9 yılda Türkiye'de neler olumlu yönde değişti, ben iyi eğitim almış bir birey olarak Türkiye'de yaşamak istiyor muyum sorularının cevabını aradığım zaman cevap vermek kolay olmuyor malesef ki...






Seçim 2011 Kaybedeni

Seçimler geldi geçti. Bel altı politikalar, terbiye sınırlarını aşan politikacılar, şehrin her tarafını kaplayan posterlerle liderler evimizin bireyi gibi olmuşlardı.


Recep Tayyip Erdoğan bir seçimi daha kazandı. Bireysel olarak korkularım çok ama halkın yarısının verdiği kararı aptallık olarak nitelendirmek aptallık olacaktır. 4 sene daha halk verdiği kararın vebalini sırtlanacak, hala mutluysa bir sonraki seçimde belki 2/3 oranında oy verecekler yada fazla güçlenen bu lidere dur diyecek siyaset sahnesinin dışına alacaktır. Tabi ki devletin kurumları izin verirse...

Neyse zaten konu ile ilgili fikirlerim bol, ben bile bazen içinde kayboluyorum, neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar veremiyorum.

Bu seçimlerde benim için en büyük ayıp ve kayıp Kılıçdaroğlu ve CHP Merkez Yürütme Kurulu tarafından yapılmıştır. Aynı suçtan yargılanan, siyasi bir davanın kurbanı 2 arkadaşı birbirinden ayırmışlardır.

Mustafa Balbay Silivri'deki hücresinden çıkarken CHP'den aday gösterilmeyen Tuncay Özkan bağımsız aday olarak seçimlerde yerini almış, birçok kişinin oy vermeyi istemesine rağmen CHP oylarını bölmek istememeleri nedeniyle belki de aylarca daha bir hücrede tutuklu olarak yargılanmaya devam edecektir.

Kılıçdaroğlu ve CHP verdikleri karar neticesinde oluşan tabloda umarım vicdanları rahat uyuyabilirler.

Bana göre bu tablo kaybedenin CHP olduğu bir tablodur...



Dokanma!!!


Geçen hafta (15 Mayıs 2011, Pazar) İstiklal caddesi'ndeydik. Çok büyük bir kalabalıkla beraber Sansüre karşı yürüyüşe katıldık. Yandaşlara göre 200, biraz matematik bilenlere göre yaklaşık 40.000 kişinin katıldığı benim İstiklal caddesinde gördüğüm (1 Mayısları dışarıda tutuyorum) en büyük çaplı gösterileriydi.

Genelde internet kullanıcılarının oluşturduğu büyük bir kalabalık vardı. Yani genç bir kitle vardı farklı profillerden gelen. Büyük çoğunluk interneti kullanıp yasaktan direkt olarak etkilenecek kitleydi. Zaten bir ülkeden yasaklanan herhangi bir şeye karşı çıkmamak, bilakis savunmak bizleri Alman rahibin durumuna düşüreceğinden tepkisiz kalmamamız gerekiyor.

Tam bunları söylerken aklıma Akif Baki'nin yazdığı yazı geldi. Sadece iktidara yaranmak için yasakları savunan bir kitle de var karşımızda. Merak ettim, acaba yazdığı bu yazıya acaba kendisi biraz da olsa inanmış mıdır?

Bundan sonra örgütlenmeye devam etmemiz, sadece bir protesto ile kalmadan devam etmemiz önemli.
"Durmak yok, yola devam"
V For Vendetta



"İnternetime Dokunma" Yürüyüşü




İnternete filtre koyun dedim olacak

İnternete filtre koyun dedim olacak. Herkes koyun olacak... Bir gün herkes Türk olacak, hatta herkes Müslüman da olacak.

Ne olacak önemli değil ama herkes tek tip olacak, sormayacak, sorgulamayacak. Ortaçağ skolastik düşüncesi geriye gelecek. Onunla beraber ülkeler de geriye gidecek ama biz önleyelim, toplum yozlaşmasın, gayri-meşru çentleşmeler olmasın, herkesin 3 çocuğu olsun ama kimse tanımadığı insanlarla konuşmasın.


".....günümüzde bu bilgisayar oyunları filan, o internet kafeler filan oralarda olan şeyler, o mevzununda böyle bağlayıcı kanunu kuralı yok ve insanlarda tahdit koyamıyorlar o mevzuda. belli anahtarlarla sadece girilmesi gerekli olan yerlere girme gibi bir tahdit getiremiyorlar. çok ciddi problemler oluşuyor. bağışlayın gayri meşru çentleşmelerden(?) alın da bu mevzuda fuhşiyata münkerata gitmeye kadar..."



Sonsuza kadar Turgay Demirel

Tahammülsüzüz hepimiz. Japonya'da ekonomik krizler olduğunda, usulsuzlukler ortaya çıktığında insanların intihar ettiğine dair haberler okuruz zaman zaman. İntiharın iyi bir şey olduğunu söylemek değil amacım. İnsanların şeref, haysiyet sahibi olduğunu, suçu kendinde aradıklarını, büyük bir suç işlediklerini düşündükleri için intiharı son seçenek olarakdüşündüklerini gösteriyor.

Ancak bizim insanımıza bakar mısınız. Akdeniz ikliminin en güzel meyvesinden gelen zeytinyağını örnek almışız kendimize. Herhangi bir sorunda hemen zeytinyağı gibi üste çıkmakta üzerimize yok. Bizler hiç suçlu olmayız, herkesi eleştirebiliriz ancak kendimizi asla...
Çünkü biz herşeyi doğru yaparız...

Bizim koltuklarımız kıymetlidir. Oturduk mu bir kere yerimizden kimse kaldıramaz bizi... Kaç tane siyasi lider gördük Cumhuriyet tarihinden beri. S.Demirel, B.Ecevit, N.Erbakan, T.Özal, M.Yılmaz, T.Çiller... 20'den fazla siyasi lider gelmez aklımıza.. Bir tek onlar yeter bize...

Şimdi ise yeni trend R.T.Erdoğan. Allah'ın izniyle 3. kez Başbakan olmak için adaylığını koydu.. 3. dönem başbakanlığında bir de başkanlık sistemi koyduk mu, 2 dönem de öyle devam eder. Sonrası malum, artık nereye gidersek..

Tabi, insanlar geldikleri makamdan kolay ayrılmadıkları için bir yerden sonra iktidar, güç kör ediyor gözlerini. Kendilerini eleştirmek mi? Haşaa... Kim demiş, nasıl eleştirirmiş. Eleştirenlerin hemen orada kelleleri alınaa.... Ne haddinize koskoca başbakanı eleştirmek. Bunun yeri ve zamanı değil.. Onlar yer ve zaman söyleseler de biz de kendi çapımızda eğlensek.

Ülkeye en tepeden bakınca olaylar böyle olunca haliyle diğer birimlerde de aynı sistematik alır başını gider..

Ne Beşiktaş Başkanı kabul eder eleştiriyi ne Basketbol Federasyonu Başkanı.. Şşşttt onlar başkan, muhalefet etmeyin.

2 Kupayı Umutma, vefasızlık yapma.
Dünya Basketbol Şampiyonasında final oynadık, saygısızlık etmeyin.

Yoksa Başbakanı mı yuhaladın. Stadyum yaptırdı bize..
Sanki cebinden verdi parayı, üstelik Ali Sami Yen arazisi...
Suussss... Her tarafta kameralar var. Gördüm seni başbakana ıslık çaldın, kombineni iptal ediyorum..
Ama hukuk, ceza...
Bak hala konuşuyor, kombineni iptal ettiğim gibi başbakanı protestodan içeri de attırırım.

Peki Turgay Demirel denilen dinazor için ne demeli?

Olayı Fenerbahçe boyutuna indirgemek istemiyorum. İndirsem neler söyleyeceğim ama şimdi değil. Anlatmak istediğim farklı..

Yıllardır yerinden kalkmadığı Basketbol Federasyonu'nda olumlu işler de yapmıştır zamanında ancak artık istenmediğinin, hata üzerine hata yaptığının farkına varmalı.

Taurasi olayını eline yüzüne bulaştırdıktan sonra Fenerbahçe camiasının altında ezildi. Şimdi tek parmak üzerinde oynatılıyor.

Fenerbahçe - Galatasaray Bayan Basketbol final maçının hakem rezaletinden tutun da daha dün Efes PİLSEN - FBÜlker maçına yolladığı hakem Engin Kenerman'ın yönetemediği, saçmaladığı en son olaylar çığrından çıktıktan sonra tribündeki seyircileri tehdit ederek liseli gençler gibi "Çıkışta bekliyorum" demesine varacak kadar aşağılarda gezindiği maça kadar Turgay Demirel sorunluluğu üzerine alıp, çıkıp gitmeli..

Maçta tek bir küfür olmaksızın yapılan protestolara bile katlanamayan hakemler var. Hangi hakla, bir hakem yada saha komiseri tepkisini gösteren taraftarı saha dışına almakla tehdit edebilir? Ama federasyon sen ne yapıyorsun diyeceğine sırtlarını sıvazlayınca suçlu yine tepki gösteren, sesini çıkaran taraftarlar oluyor..





Bugün Galatasaray - Beşiktaş maçında ise Galatasaray taraftarın "Demirel İstifa" demesinden rahatsız olan kralcı hakemler 2 kez anons yaptırıyorlar. Hazımsızlıklarına hukuksuzluk eklemişler kendileri... Küfürsüz, hakaretsiz, protestonun neresi hukuk dışı, lütfen bana izah edin. Neyse ki Barcelona'nın olduğu gibi beyaz mendil sallama kültürümüz yok, salonlara girerken sümüklü mendillerimizi bile almazlar içeri.

Ama hata bizde, yerimizden kalkıyoruz, salonlara basketbol izlemeye gidiyoruz, bir de yetmezmiş gibi beğenmediğimiz şeylere tepki gösteriyoruz. Otursak evde televizyonda ne varsa onu seyretsek ne güzel olacak herşey.


"Eğer taraftarlar olmasa tribünleri yönetmek çok kolay"

PS: Seslerini duyurmaktan çekinmeyen, kurallar dahilinde tepkilerini dile getiren herkese saygılar..



Devlet halktan korkmalıdır

Tam da Türkiye'den umudumu kaybederken izledim filmi. Türkiye gerçeği gibi gitgide güçlenen başbakan, halkın korkuları üzerinden yapılan politikalar, sindirilmiş ve protesto etme gücü elinden alınmış bir halk...


"V for Vendetta" bir süper kahraman filmi. Çok sevmediğim süper kahraman filmlerinden çok farklı ama. Süper kahraman yerine halkın gücünden bahsediyor. Filmin mottosu ise çok çarpıcı
People should not be afraid of their governments. Governments should be afraid of their people
İnsanlar devletlerinden korkmamalı, devlet insanlardan korkmalıdır


Bir devletin başındaki ismin çok güçlü olması her zaman için tehlikelidir. Sembolik bir demokrasiyle sürekli seçilen liderler değil, halkın daimi egemenliği esastır. Daimi güç her zaman halkın elinde olmalıdır.