twitter
    What I think, What I do

Showing posts with label random. Show all posts

Kart Üyelik Aidatı Ödememe

Bilenler bilir, kredi kartı kullananlardan bankalar yıl sonlarına doğru Üyelik Aidat Ücreti adı altında bir para alırlar. Ben de nacizane bir HSBC Pegasus Kart kullanıcısıyım. Alalı 3 sene olmuş, hatta Son Kullanma tarihi de gelmiş geçecek yakında.

Bu ay hesap ekstreme bakınca ne göreyim!! Üyelik Aidat Ücreti adı altında 70TL koymuşlar benim hesabın üzerine. Bunun üzerine daha önce duyduğum çeşitli yöntemleri araştırmaya başladım. Google Abi'ye sordum hangi siteler bana yardımcı olabilir diye. Birkaç tane site çıktı karşıma. Genellikle 3 aşamalı bir sistemden bahsediliyordu.

1. Bankanın çağrı merkezi aranır, çağrı merkezi görevlisine durum anlatılır, hukuksal olarak sürece hakim olduğunuz hissettirilir. Bütün kaymakamlıklarda bulunan Tüketici Sorunları Hakem Heyeti 'nin geçmişteki davaları emsal alarak lehinize karar alacağınızı bildiği ve başvuruda bulunacağınız söylenir. Bu ücretin iptali istenir.

2. Eğer kabul etmezlerse kartın iptali işlemi yapması istenir.

3 Bankaya dilekçe ile başvurup, kaymakamlıklarta bulunan Tüketici Sorunları Hakem Heyeti 'ne başvurup hukuki süreç izlenir. http://www.tuketiciler.org/?com=files.read&ID=12&pID=87

HSBC çağrı merkezini arayıp

1. Hesabımdan çekilen 70TL'yi ödemek istemediğimi, daha önce emsal davaların tüketici lehine sonuçlandığını söylediğimde çağrı merkezindeki görevli kişi "Evet, bireysel olarak yapılan çeşitli başvurular tüketici lehine sonuçlandı ancak bankamızda bu ücretin iadesi için herhangi bir süreç bulunmuyor" diye cevabını verdi.

2. Surevisor yada daha yetkili bir kişi ile görüşmek istediğimi belirttim. Çağrı Merkezi'ndeki görevli Supervisor değil Genel Müdür'le bile görüşsem ilerleyebileceğim herhangi yapılandırılmış bir süreç olmadığını belirtti.

3. Kartımı telefonda iptal etmek için ne yapmam gerektiğini sorup, sonrasında da olumlu sonuç alacağımı bildiğim Tüketici Hakem Heyeti'ne başvuracağımı söylediğim zaman Pegasus Kart'ın çok özel bir kart! olduğundan bahsedip bana sunduğu faydaları anlattı. Kendisini de bir tüketici olarak düşünmemi, kapıda kalırsam Pegasus Kart'ın beni eve alacağını, kartımda kocaman uçuş puanları biriktiğini, aslında bu faydaların yanında 70TL'nin bişeycik olmadığını söyledi.

4. Madem yaptığım bütün işlemleri biliyorsunuz, bu puanları da hiç kullanmadığımı zaten artık iyice soğuduğumu, kartımı nasıl kapatacağımı sorduğumda ise; Peki madem bu kadar emin konuşuyorsunuz kendinizden, ben bir seferlik bu Yıllık Kart Ücretini iptal edeceğim diyip, önümüzdeki hafta tekrar kontrol edebileceğimi belirtti.

Hukuki bir hakkımızı geriye almak aslında bu kadar kolayken, sadece bunu bankalara bildiğini gösterenlerin alabilmesi tam bir Türkiye trajikomedisi..

Neyse, malum yıl sonu. Kullandığınız kredi kartınız varsa Kart Üyelik Aidatı adı altında ödememeniz gereken bir miktar ekstrenizde gözükünce aklınızda bulunsun. 



Best Model of the World

After I quited my corporate job in CNR, I am doing so random and cool stuffs started with Guler Legacy Basketball Camps. Best Model of the World was the second organization that I have been.

I worked in the "Best Model of the World" contest in Bulgaria as Assistant Choregrographer. Yes, it looks great to be surrounded with beautiful people but at the same time very difficult. I was lucky that I am familiar to organize events from AIESEC..

I found out that I really missed last minutes crises, solving problems and being a part of successful event.

There are some photos..












Fuck it


I started reading a book named "Fuck it". It is fun to carry a book in your hand at work written on "Fuck it". People don't judge you because it is rude. It is literature, what can I do? Fuck it man..

It is about this philosophy "Fuck it, just do whatever you makes you happy". Do not care what other people think, do not think about the consequences, try to relax and be happy.

I loved the part says fuck is a good word actually. It is the rude word for sex. People love sex. So, nothing wrong about saying Fuck it.




After I started reading the book and look at their website I can that it is like "Secret". Philosophy is great but do not try to read whole book in once. It is good to say "Fuck it" sometimes but this guy looks like trying to get money from this philosophy. Fuck it about loosing weight, eat "Fuck it" chocolates, come to our seminar or buy my book.

Fuck it man..

I like to show my colleague the cover page of the book when she get stressed during the day and it actually work. Just relax and remember nothing is more important than you. Fuck the rest


PS: I am reading the Turkish version of the book "S.ktir et"

PS 2: It is easy to say in English than my native language, don't know why =)





Fırsat Maliyeti / Opportunity Cost

Geçen gün kahvaltı sırasında enteresan bir iktisat teoremi ve paradoksu bulduk Eren Yaman'la =)

Fırsat Maliyeti: İktisadi İdari Bilimlerde okuyan herkes en az bir kez duymuştur bu fırsat maliyeti kavramını. Örnekle açıklamak gerekirse hem basketbol hem de futbol maçlarını televizyonda seyretmeyi severim. Televizyonda akşam saat 8.00'de X kanalında Beşiktaş'ın basketbol maçı, Y kanalında da Efes Pilsen basketbol maçı varsa bana Beşiktaş maçının izlemenin maliyeti sadece elektrik parası olacaktır. Ancak aslında benim Beşiktaş maçını seyretmemin maliyeti Efes Pilsen maçını seyredememe olacaktır. Bu durumunda Efes Pilsen basketbol maçı benim fırsat maliyetimdir.


Bunu da hatırlattıktan sonra, konuştuğumuz konu daha çok insanların kendilerine fazla seçenek sunulmasından hoşlanmalarına rağmen aslında seçmekten hoşlanmadıklarını fark ettik. İnsanlar, kendilerine sunulan şeyleri almayı, izlemeyi, yemeyi gerçekten istedikleri bir şeyin peşine gitmeye tercih ediyorlar. Yani insanlar kendilerine fazla seçenek sunulmasını sevdiklerini sansalarda sevmiyorlar ki bunun sonucunda yüksek fırsat maliyetleriyle karşılaşmak zorunda kalmıyorlar.

Ancak yaşam tarzlarını incelediğimizde birçok insanın liberal sistemleri daha fazla fırsata ulaşabilmek adına sevdiklerini görüyoruz. Komunizm ile yönetilen ve az fırsata sahip Kuzey Kore insanlarının bol fırsatlara sahip Güney Kore'lilere göre daha mutlu olduklarını hiç sanmıyorum.

İşte paradoks tam bu noktada oluşuyor. İnsanlar fazla fırsata sahipken yüksek fırsat maliyetlerine maruz kaldıklarından dolayı mutsuz olurken, seçme şansına sahip olmayan kişiler de farklı bir mutsuzluk yaşıyor.Burada önemli olan nokta insanların beklentilerini ne derece karşılayabildiğidir. Zaten mutluluk dediğimiz şey de beklentilerimizle gerçekteşenlerin arasındaki farkın ne kadar olduğunda gizlidir.

Bilmiyorum derdimi anlatabildim mi? Yorumu olan varsa beri gelsin =)

*Bunların hepsini yazdıktan sonra internette kısa bir arama yaptım ve aşağıdaki videoyu buldum. Galiba bizden önce de bunları düşünenler olmuş =)

____________________________________________________________________

While I was having breakfast with my friend last week we came up with a great economic theory and a paradox about opportunity cost =)

Opportunity Cost : Whoever study economics or something similar should has heard about the opportunity cost at least once in lifetime. For example I like Nike and Adidas brands and I'd like to buy a pair of sneakers. I found one shoes in Nike and one in Adidas. It's both white and cool. If I buy Nike it doesn't only cost me 100$. It also cost me what I couldn't buy, means it cost me an Adidas shoes.

We were talking about how people thinks that they like having lots of options that they can choice but they actually don't like choosing. People prefer to get or but what the others presents to him instead of getting whatever they like. I mean people don't like the idea of choosing something because the consequence of choosing is losing something that s/he didn't choose in the end.

In the other hand lots of people prefer liberal systems in order to reaching more options for their lives. I don't think that North Koreans are happier than South Koreans as they have less options in a communist country.

That's where paradox starts. People are not feeling happy when there are a lot of options as their opportunity cost is so much. In the other hand people don't have options are not happy as well. The word point is expectation. So, the secret of happiness is the difference between your expectation and what you have.

I don't know if anyone understand what we thought. Anyone has any comment ?

* After I wrote all this I found the video from ted.com below. I guess someone else thought about it before us. =)




Paylaşmak


6 yaşındaydım, daha dişlerim tam olarak dökülmemişti bile. Ana sınıfının ilk döneminin sonunda 3 yıldızlı sistemde verilen karnelerde 2 yıldız gelmişti benim paylaşma notum. Herkes bunu tek çocuk olmama, büyürken oyuncalarımı kimseyle paylaşacak bir kardeşim olmadığı için bilinçaltımda bencil olmamdan kaynaklandığını zannetti. O dönemde öğretmenimin anneme yaptığı açıklama, sınıf arkadaşlarımla oyuncaklarımı, yemeğimi vs. paylaşmak istemememmiş.
Bana kalsa, o kadar bencil de bir insan olduğumu düşünmüyorum. Zaman ilerledikçe paylaşmayı daha iyi öğrendim. Yeri geldi yurtdışında "individualistic" bireylerle paylaşma üzerine yoğun tartışmalara girip, dünyanın anlamını bulmaya çalıştık. Sorgularım paylaşmanın anlamını acaba kendimizden fedakarlık bekleyen bir olgu mudur diye.

Ancak paylaşma kavramı farklı bir hal almaya başladı bizler Facebook'un "What is in your mind?" sorusuna cevap vermeye başladıkça. Artık elimizdeki 1 paket bisküviyi yada simidimizin yarısını değil de aklımızda neler olduğunu, gittiğimiz mekanları, akşam yemeğinde yediklerimizi, sevdiğimiz videoları hatta yeri geldiğinde sütyenimizin rengini paylaşıyoruz.

Güneşli bir güne uyandım, hava çok güzel. İçim kıpır kıpır
Sucuklu yumurta yiyip şalgam suyu içiyorum
Sevgilim, seni çok seviyorum. 769 gün kaldı buluşmamıza
Offff, işin yoksa akşam partiye git


Ben bunları görmek zorunda mıyım? Peki gerçekten bu kadar önemli mi bunları paylaşmak. Acaba herkes mi duymak istiyor iki sevgilinin görüşmesine kaç gün kaldığını hergün aşk mesajlarıyla duyurulmasını. Karşı görüş olarak takip etmeyebilirsin de denilebilir ancak arkadaşlarımızla iletişim kurmak için sosyal medyayı kullanma isteğim o kadar da garipsenecek birşey olmasa gerek. Ben bile rahatsız oluyorum insanların özel hayatlarını bu kadar açmak için hevesli olmalarına. Millet beklemiş bu güne kadar, öyle bişey olsa ki ne yedim ne içtim, sevgilimi ne kadar özledim, dünyalara haykırsam demiş. Peki, insanların özel bilgilerini ortalığa saçmalarını sağlayacak kadar motive olmalarının sebebi nedir? Onu da biraz araştırayım ben.

Bizler de kısa bir süre için yaptığımız her hareketi, gittiğimiz her yeri, yediğimiz her yemeği Facebook'daki arkadaşlarımızla paylaşmayı denedik Facebook ve Twitter'ı bu bahsettiğimiz gibi kullanan arkadaşları anlayabilmek adına ancak bir yerden sonra olmadığına karar vererek eski huzurlu günlerimize geri döndük.

Peki, eğer Facebook'da, Twitter'da paylaşacaklarımızın bir sınırı varsa bu sınır ne olmalıdır? Ne kadar paylaşmalı, nasıl paylaşmalıyız?



Very Merry Unbirthday

I don't know when we started to listen to the unbirthday song in AIESEC New Zealand National Committee office, but after awhile every morning Stephane and I was listening that video below.

I didn't read and watch Alice when I was a kid but I loved the idea of celebrating 364 days in a year instead of 1 day.
Stephane sent us a very serious and important mail yesterday and celebrate our "Unbirthday".
Thanks Stephane..

Very Merry Unbirthday to everyone


A very merry unbirthday to me
To who?
To me
Oh you!

A very merry unbirthday to you
Who me?
Yes, you!
Oh, me!

Let's all congratulate us with another cup of tea
A very merry unbirthday to you!



Now, statistics prove, prove that you've one birthday
Imagine, just one birthday every year
Ah, but there are three hundred and sixty four unbirthdays!
Precisely why we're gathered here to cheer

A very merry unbirthday to you, to you
To me?
To you!
A very merry unbirthday
For me?
For you!
Now blow the candle out my dear
And make your wish come true
A merry merry unbirthday to you!



Çok isteyince olmuyormuş

Hayatta hiç birseyi çok fazla istememek gerektigini gördüm geçtigimiz günlerde. Hani derler ya dokuz ayin çarsambasi bir araya gelirmis. Ne çarsambaymis =)

Çok sevinmistim yaz okulu bittikten sonra biraz kafa dinleyip is basvurulari yapacaktim. O sirada çok uzun zamandir bekledigim Dünya Basketbol Sampiyonasi'ni seyredecektim. Hatta o kadar hazirdim ki Dünya Sampiyonasina. Top 16 maçlarinin oldugu 2. gün için bir biletim, Çeyrek Final'e Türkiye çiktigi taktirde bilet almami saglayabilecek bir de opsiyonlu biletim bulunuyordu.
Ancak, babamin rahatsizlanmasi sonucu ne o biletleri olan maçlara gidebildim ne istedigim gibi maçlari seyredebildim. Hatta tarihi yari final maçinin bile son 30 saniye disindaki 2. yarisini seyredemedim.
Bununla beraber çok büyük bir istegi olan babam referandumun gerçeklesecegi 12 Eylül için uzun zamandir gece yarilarina kadar seyrettigi tartisma programlariyla hazirlaniyordu. Hatta, o seçimde tatilde olanlar yada farkli sebeplerden dolayi oy vermeyeceklere o kadar kiziyordu ki memleketin kaderini degistirebilecek bir günde oy kullanmadiklari için. Verecegi oyu hiç bir maddi deger karsisinda degistirmeyecegini gururla anlatiyordu.

Ancak olmadi, ikimizin de çok istedigi seyler. Babam rahatsizlanip belli bir süre hastanede kalinca ne o çok istedigi referandumda oyunu kullanabildi, ne ben çok istedigim Dünya Basketbol Sampiyonasi'ni seyredebildim.



Herhalde olaylari akisina birakip, çok büyük isteklerde bulunmadan tevekkül demek en dogrusu olsa gerek...
PS: Cümle içinde tevekkülü kullandım =)



Turkish Keyboard

I finally bought some stickers to change my keyboard language from English to Turkish. I took awhile to get use to English keyboard when I bought my computer from New Zealand but now I have to use Turkish letters as "ç, ş, ı, ğ, ü, ö".
Especially some Turkish words become really bad meanings without Turkish letters.
"I" and "İ" are two different letters in Turkish but it's not possible to write a word with using "ı" in English.

For example if I write sıkıldım, it means I'm bored which is fine but I can't use "ı" when it's not capital in English and it become sikildim means I got sexed =)

That's why it was important for me to have a Turkish keyboard and I have it finally.



The Venus Project


Venus Project is a new plan of action for social change; one that works toward a peaceful and sustainable global civilization. The Venus Project proposes resource-based economy, in which the planetary resources are held as the common heritage of all the earth’s inhabitants.


Resource Based Economy

Basically, resource-based economy utilizes existing resources rather than money and provides an equitable method of distributing these resources in the most efficient manner for the entire population. It is a system in which all goods and services are available without the use of money, credits, barter, or any other form of debt or servitude.
They say, It is not money that people need; rather, it is free access to the necessities of life. In a resource-based economy , money would be irrelevant. All that would be required are the resources and the manufacturing and distribution of the products.

A resource-based economy would make it possible to use technology to overcome scarce resources by applying renewable sources of energy, computerizing and automating manufacturing and inventory, designing safe energy-efficient cities and advanced transportation systems, providing universal health care and more relevant education, and most of all by generating a new incentive system based on human and environmental concern.

City Systems

The Venus Project proposes a Research City that would use the most sophisticated available resources and construction techniques. This city will be designed to operate with the minimum expenditure of energy using the cleanest technology available, which will be in harmony with nature to obtain the highest possible standard of living for everyone. This system facilitates efficient transportation for city residents, eliminating the need for automobiles.

At first view project looks like modern Jetsons Planet but it is a new social world system study.