twitter
    What I think, What I do

Archive for ‘2011’

Kaybolan Yıllar

Kaybolup giden insan hayatları, kaybolup giden yıllar...

1000 gün oldu Mustafa Balbay'ın tutuklandığı günden beri. 1000 gündür özgürlüğü elinden alınmış bir adam, babaları ellerinden alınmış bir aile...

Bir siyasi dava...

Kaybolup giden hayatlar...

4 yaşında, babasını sadece görüş günleri, ayda 45 dakika görebilen bir çocuk.
Babasının hasretiyle büyüyen bir çocuk.

Kocasını görmek isteyen bir kadın.

Arkadaşıyla oturup rakı içmeyi, "Ne olacak bu memleketin hali" demeyi özleyen arkadaşlar...

**

Bir gün gelecek, artık 4 duvarın dışına çıkabilirsin denilecek..

Dışarı çıkacak, temiz havayı içine çekerek
Belki İstanbul boğazına bakarak bir çay içmek isteyecek
Belki de gidip Cumhuriyet gazetesine arkadaşlarıyla şakalaşmak
Sahilde karısıyla beraber yürüyecek, oğluyla top oynayacak
Ankara'da bir meyhanede oturup rakısını içecek

Bir gün bir başbakan çıkacak
Siyasi nedenlerden insanların hayatlarını kararttık
Özgürlüklerini ellerinden aldık diyecek

Özür dileyecek

ama

ama

Peki Önemli olan "O An" değil miydi hayatımızda

Peki Kaybolup giden yıllarını geriye kim verecek?





The Most Expensive Photo - Rhein II

This photo was sold for $4,338,500

The most expensive photo of the world taken by Andreas Gursky, named Rhein II.

NO COMMENT 



Kart Üyelik Aidatı Ödememe

Bilenler bilir, kredi kartı kullananlardan bankalar yıl sonlarına doğru Üyelik Aidat Ücreti adı altında bir para alırlar. Ben de nacizane bir HSBC Pegasus Kart kullanıcısıyım. Alalı 3 sene olmuş, hatta Son Kullanma tarihi de gelmiş geçecek yakında.

Bu ay hesap ekstreme bakınca ne göreyim!! Üyelik Aidat Ücreti adı altında 70TL koymuşlar benim hesabın üzerine. Bunun üzerine daha önce duyduğum çeşitli yöntemleri araştırmaya başladım. Google Abi'ye sordum hangi siteler bana yardımcı olabilir diye. Birkaç tane site çıktı karşıma. Genellikle 3 aşamalı bir sistemden bahsediliyordu.

1. Bankanın çağrı merkezi aranır, çağrı merkezi görevlisine durum anlatılır, hukuksal olarak sürece hakim olduğunuz hissettirilir. Bütün kaymakamlıklarda bulunan Tüketici Sorunları Hakem Heyeti 'nin geçmişteki davaları emsal alarak lehinize karar alacağınızı bildiği ve başvuruda bulunacağınız söylenir. Bu ücretin iptali istenir.

2. Eğer kabul etmezlerse kartın iptali işlemi yapması istenir.

3 Bankaya dilekçe ile başvurup, kaymakamlıklarta bulunan Tüketici Sorunları Hakem Heyeti 'ne başvurup hukuki süreç izlenir. http://www.tuketiciler.org/?com=files.read&ID=12&pID=87

HSBC çağrı merkezini arayıp

1. Hesabımdan çekilen 70TL'yi ödemek istemediğimi, daha önce emsal davaların tüketici lehine sonuçlandığını söylediğimde çağrı merkezindeki görevli kişi "Evet, bireysel olarak yapılan çeşitli başvurular tüketici lehine sonuçlandı ancak bankamızda bu ücretin iadesi için herhangi bir süreç bulunmuyor" diye cevabını verdi.

2. Surevisor yada daha yetkili bir kişi ile görüşmek istediğimi belirttim. Çağrı Merkezi'ndeki görevli Supervisor değil Genel Müdür'le bile görüşsem ilerleyebileceğim herhangi yapılandırılmış bir süreç olmadığını belirtti.

3. Kartımı telefonda iptal etmek için ne yapmam gerektiğini sorup, sonrasında da olumlu sonuç alacağımı bildiğim Tüketici Hakem Heyeti'ne başvuracağımı söylediğim zaman Pegasus Kart'ın çok özel bir kart! olduğundan bahsedip bana sunduğu faydaları anlattı. Kendisini de bir tüketici olarak düşünmemi, kapıda kalırsam Pegasus Kart'ın beni eve alacağını, kartımda kocaman uçuş puanları biriktiğini, aslında bu faydaların yanında 70TL'nin bişeycik olmadığını söyledi.

4. Madem yaptığım bütün işlemleri biliyorsunuz, bu puanları da hiç kullanmadığımı zaten artık iyice soğuduğumu, kartımı nasıl kapatacağımı sorduğumda ise; Peki madem bu kadar emin konuşuyorsunuz kendinizden, ben bir seferlik bu Yıllık Kart Ücretini iptal edeceğim diyip, önümüzdeki hafta tekrar kontrol edebileceğimi belirtti.

Hukuki bir hakkımızı geriye almak aslında bu kadar kolayken, sadece bunu bankalara bildiğini gösterenlerin alabilmesi tam bir Türkiye trajikomedisi..

Neyse, malum yıl sonu. Kullandığınız kredi kartınız varsa Kart Üyelik Aidatı adı altında ödememeniz gereken bir miktar ekstrenizde gözükünce aklınızda bulunsun. 



Made in Iceland

A tent, some food and a camera. What else you need to enjoy life in an amazing nature. While I was watching the video I remember the time that we went to tramping in New Zealand.

If we don't walk in Iceland, scuba dive in Egypt, fly in New Zealand, swim in Pacific what's the reason of earning money, having a good career, saving in our accounts.

Life is beautiful, world is beautiful.
Go, find, discover, enjoy...



Vizyon



İlk başta kahkahalarla güldüğüm aşağıdaki video aslında Türkiye'nin bir resmi gibi.İlk gördüğümde teknoloji ile bizim kadar ilgili olmayan, bizden bir önceki jenerasyonun bir ferdinin yaptığı samimi, neşeli, kahkahalarla güldüren bir video gibi geldi. 

Ancak sonra düşündüm, bu konuşmayı yapanın Ulaştırma Bakanı olduğunu, kürsüdeki Türk Telekom logosuna da bakınca konuşmayı ulaştırma alanında çalışan, işleri daha kaliteli servisler sunmak, çeşitli alanlarda teknoloji geliştirmek olan kişilere yaptığını anlıyorum. 

Her yıl üniversitelerin bilişim ile ilgili bölümlerine binlerce kişi alınıyor. Adamlar kafayı yiyecek, haberimiz yok. 

Türk Telekom iyi ki özelleştirilmiş dedirten bir video olmuş 

Anlayamayanlar için: 


Bu bulut sistemi dedikleri bişey var şimdi
Son zamanlarda herkes oraya bişey atıyo
Gelen oradan işine yarayanı alıyo, kullanıyo
Ben böyle anlıyorum, belki farklı bişeydir

Şey yok artık, sistematik bişey yok 
Abur cubur dolduruyosun
Herkes ihtiyacını oradan alıyo ama hiç de karışmıyoo
İstediğini buluyosun

Bu bilişim, fazla kafa yorursan sıyırırsın
Kullanacaksın, nimetlerinden kullanıp, yararlarıp işini göreceksin
Kafayı taktın mı o zaman işin kötü
Çok fazla hikmetine şey yapmamak lazım



Türkiye garip. Vapurlar filan...

Hayat ne kadar garip, vapurlar filan.. 

"Fi tarihinde sevgili erdem bey tarafından bir şaşkınlık anında kuruluvermiş cümledir. lakin öyle manidar durup da alttan alttan boş ve dahi gereksiz bir tümcedir ki,bu durum cenkerdem tarafından da çevikçe farkedilip pek sık kullanılır bir hal almasına neden olmustur sözkonusu tümcenin..üstelik cenk bey her fırsatta erdem beyın yuzune huykurur bu sözü..-hayat ne garip di mi erdem bey,otomobiller falan.." diye bir yazı çıkıyor ekşisözlük'te karşımıza.

"Türkiye garip. Vapurlar, depremler, terör, siyasiler, bölünme korkusu, ırkçılık, fakirlik, adaletsizlik. Herşeye rağmen yaşamaya çalışmak"


Son birkaç haftada Türkiye gündemi o kadar hızlı şekilde değişti ki günden güne, yabancı arkadaşlarım Türkiye ile ilgili bir soru sorduklarında bir hafta öncesinde olan bir olayı biz çoktan unutmuş oluyoruz.

Türkiye hiç olmadığı kadar 2 kutuplu hale geldi hemen her konuda. Daha önce hiç duymadığımız kadar Kürt Türk ayrımı duymaya başladık. Geçtiğimiz hafta resmi rakamlara göre 24 şehit verildi, birçokları ise bu sayının 80'in üzerinde olduğunu söylüyor. Tabi 1 şehit, 24 şehit yada 87 şehit arasında herhangi bir fark bulunmuyor. Herkes haberlerde izliyor, eğer şehit sayısı 1 ise üzülmemek için kanalı değiştiriyor, 5 ise kızıp küfür ediyor, 24 olunca Facebook profil fotografını değiştiriyor, değiştirmeyenlere kızıyor ama 1 hafta sonra herkes kendi hayatlarına dönüyor. Yine ateş düştüğü yeri yakıyor, o çocukların aileleri çocuklarının fotograflarını salonlarının en güzel yerine asarken siyasiler kendi kavgalarına dönüyorlar.

Başbakan basını topluyor. Konu ile ilgili haber yapmayın diyor. Basın da hayhay diyor.

Bazıları soruyor. Neden terörist ataklar önceden belirlenemedi, bu kadar kolay mı 8 ayrı noktada eş zamanlı operasyon yapmak TSK'ya karşı.. Meğer Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanı terör örgütü üyesi olmaktan tutuklanmış, görevinin başında değilmiş.

Adalet her zaman öyle işlemiyor. Aynı hafta içinde yoksullara yardım etmek için toplanan yaklaşık 15 Milyon lira parayı afiyetle yiyen Zahit Akman ve 5 arkadaşı "3 aydır tutuklular, fazlası ceza olur" kararıyla serbest bırakılıyor.

Unutmadan bugün itibariyle Tuncay Özkan'ın tutuklanmasının 37. ayını da kutlayabiliriz. Tabi kimin kaç ay tutukluluk süresinin ceza olacağı bünyeye göre farklıdır.

Bakanlar Kurulu bakıyor bütçe açığı var. Düşünüyorlar ne yapsak. Fikrim geldi diyor birisi. Alkolden sigaradan aldığımız vergilerden vergi alalım. Zaten sigara içmesinler, içkiyi de az içsinler, içecek yer de kalmadı pek...

Başbakan diyor ki "Ferrari'ye değil, Fiat'a binsinler". Fiat'ın fiyatına da zam gelmiş. Yunanistan olmamamız için herşey...

Başbakan'ın 80 yaşındaki annesi ölünce 1 hafta yarışma programına ara verenler, üzüntülerinden dokağa çıkmayanlar gencecik askerler şehit olunca duyarlılığını kaybediyorlar. 

Depremler oluyor. Depremde insanlar ölüyor, yardım kampanyaları başlıyor, o sırada birisi çıkıyor diyor ki "Güzel oldu, sırada doğudaki diğer şehirler". 

Sanatçılar çıkıyor diyorlar ki ölen PKK'lılara üzülüyorum, BDP'li Belediye Başkanı teröristlerin taziyesine gelinmiyor diye kızıyor. 1 hafta sonra terörist taziyesine gitmeyenlere kızan Başkan yardım gönderin diyor.

Bu arada İsrail Başkanı bölgeye yardım etme teklifi ile arıyor Cumhurbaşkan'nı. Teşekkür ediyor, ülke dışından yardıma İnşallah ihtiyacımız olmaz diyor Cumhurbaşkanı.

İnsanlar ölüyor bu ülkede, insanlar yoksul, insanlar anlamıyor birbirini, insanlar sevmiyor birbirini, insanlar mutlu değil... 

Evde üşüyorum, hava soğumuş. Üzerime battaniye alıyorum, kaloriferi yakıyorum, geceyi dışarıda geçirecekler deprem bölgesindekiler yada sabaha sağ çıkıp çıkmayacağını bilmeden operasyona giden askerler.

Türkiye garip çok değişkenli.

Özellikle bu sene herşey mi üst üste geliyor?
Yoksa 2011 lanetlenmiş mi?
2012 olsa herşey düzelir mi ?
Yoksulluk biter, barış olur mu?

İnsanlar ölürken, acılar çekilirken hayattan zevk almak suç mu ?
Ne kadar iyilik yapmamız gerekiyor yatağa rahat girmemiz için?

Deprem bölgesine cep telefonu ile yollanacak bir mesaj rahatlatır mı içimizi yada Facebook profil resmimi değiştirsem dindirir mi acılı annelerin acısını ?

Kaç para bağışlamamız lazım içimizin rahat etmesi için Afrika'nın ücra köşesinde yatağa aç giren bir tane bile çocuk varsa...

Peki dünya güzel mi hala...




My Sister's Keeper

It's one of the greatest movie that I've seen. I am not a big fan of dramas but this might be the first movie that made me cry. Even me...

It's a movie that make question ourselves about morality.

What is right? 
Is it always right to do the right thing ? 



Parasız Eğitim isteyen Türk ve Şili'li öğrenci

Parasız eğitim isteyen Şili'li öğrencilerle Türk öğrenciler arasındaki 7 farkı ben bulamadım. Aranızda bulanınız var mı ?

Şili'de lise ve üniversite öğrencileri 4 ay boyunca ücretsiz eğitim almak istedikleri gerekçesiyle gösteriler düzenlioyorlar. Gösterilerin sonunda öğrenci temsilcileriyle Başbakan buluştular.

Öğrenciler taleplerini hükümete bildirdiler. Öğrenci temsilcileri, başbakanın okullarınıza geri dönün uyarılarını kabul etmeyip, önümüzdeki hafta  hükümet yetkilileri tekrar görüşmek üzere toplantılara ara verdiler. Öğrenciler ücretsiz eğitim taleplerini karşılaması için hükümete direnmeye devam edecekler.


Haber

İleri demokrasinin beşiği ülkemizdeki öğrenci protestolarına hükümetin verdiği cevap hala aklımızda. Ancak ülkemizde öğrencilerin haklarını savunmak için meydanlara indiği her gösteri "birkaç anarşistin provokasyonu" olarak gösteriliyor. Sonunda öğrenciler yaptıkları gösterilerden dolayı eğitim hakları ellerinden alınıp, onlarca yıl haspis istemiyle yargılanıyorlar.

Peki burada suçu kimde aramalıyız ?

Karşısında duran, politikalarını beğenmeyip en doğal hakları olan protesto hakkını kullananlara karşı hemen biber gazı ve haksız adalet ile karşı gelen AKP hükümetini mi ?

Sesini yükselten her gruba anarşist damgasını vuran Türk halkını mı ?

Yeterince direnemeyip güçlü bir şekilde hükümetin karşısına çıkamayan bizleri mi ?

Türkiye ekonomisi büyüyor...
Türkiye dünyanın en büyük 20 ekonomisinden biri haline geldi...
Orta Doğu'da büyük bir sempatiye ve güce sahibiz...

Peki birey olarak benim buradan çıkarım ne oldu, son 9 yılda Türkiye'de neler olumlu yönde değişti, ben iyi eğitim almış bir birey olarak Türkiye'de yaşamak istiyor muyum sorularının cevabını aradığım zaman cevap vermek kolay olmuyor malesef ki...






Art of Flying

Here is an amazing video from Turkish Airlines again. 

It's about a boy who is dreaming about flying like Turkish Airlines do, like the goalkeeper of Manchester Utd do.. You can't give better message while you are positioning your brand.. 

We shouldn't forget dreaming about the stuff that we really want, we really love.




Beşiktaş Milangaz

Eskiden sokak futbolu vardı. İki taş yan yana konulurdu, futbol oynanırdı. Köşedeki okulun kırık potalarında basketbol oynanırdı. Biz küçüktük o zaman.
Ertuğrul Beşiktaş'a transfer olduğunda transfer ücreti olarak 100 Milyar (100.000TL) ödenmesi bizi şaşırtmıştı o dönemde.

Sonra sponsorlar geldi, takımların forma reklamları için Milyon Dolarlar telaffuz edilmeye başlandı. Takımların daha büyük gelirleri oldukça oyuncularına daha fazla para verir oldular. Artık yeterince gelir yaratamayan, transfer yapamayan takımlar yavaş yavaş yerlerini alttan gelenlerle değiştirdiler.

Sonra transfer ücretleri arttı, metrobüse binen Necip bizlere garip gelmeye bşaladı. Çünkü bütün oyuncuların Milyon Dolarlar alıp Ferrari'lere binmesi gerekiyordu. Ancak bunun için ne gerekiyordu.
Yayın haklarını şifreli bir kanala verip maçları izlemek için para vermek, desteklediğimiz takımın renklerine sahip bir forma için 100TL para vermek gerekiyordu.

En sonunda bu paralar da yetmedi, stadyumlarımızın, salonlarımızın hatta takımlarımızın isimlerini değiştirmemiz gerekiyordu.

Onu da başardık. Ülker artık Beşiktaş basketbol şubesine sponsor olmayacağını belirttikten sonra bütün yaz boyunca sponsor arayan Beşiktaş basketbol şubesine en sonunda "Vefakar!! Başkan" Yıldırım Demirören 'in şirketlerinden Milangaz sponsor oldu.

Cebinden çıkarıp kulübe borç vermesindense, sponsor olması bana göre daha kabul edilebilir bir davranış ama Akatlar Arena'ya bu kulübe yıllar boyunca gönül vermiş bir kişinin isminin değil de bir tüp markasının verilmesi tabi ki üzüntü verici.

Saldır Beşiktaş Milangaz.. Yeter bize bu gaz...
Burası Milangaz Arena, Buradan çıkış yok!!!



Watching Rugby World Cup 2011 from Turkey

I was wondering if I was the only person who follow Rugby World Cup 2011 from Turkey. Apparently I am not. Becasue coincidently I found out Sports TV shows the games live in satelite. It totally made my day.

As I was in Bodrum more than a month, I wasn't able to watch any game. Only highlights, if the internet connection allowed. Today I watched one of the historical game between South Africa and Namibia, ended with 87-0, South Africa victory. 
Of course the biggest reason that I follow the World Cup is the All Blacks (New Zealand National Rugby Team). I will watch the first All Blacks World Cup game on Saturday. 

If any of blog follower would like to watch game All Blacks vs. France it's on Saturday, 11.30 (GMT+3) Be there to watch Haka. 

If you are wondering how the Rugby World Cup looks like, Lego helps us with a video 



Best Model of the World

After I quited my corporate job in CNR, I am doing so random and cool stuffs started with Guler Legacy Basketball Camps. Best Model of the World was the second organization that I have been.

I worked in the "Best Model of the World" contest in Bulgaria as Assistant Choregrographer. Yes, it looks great to be surrounded with beautiful people but at the same time very difficult. I was lucky that I am familiar to organize events from AIESEC..

I found out that I really missed last minutes crises, solving problems and being a part of successful event.

There are some photos..












Bir Operasyon Hikayesi - Adı : Fenerbahçe

Önce Ergenekon diye bir hikaye yazıldı, Türk destanı ayaklar altına alındı. Paşalar, gazeteciler yargılanamadan yıllardır tutuklu kalacak şekilde Silivri'ye gönderildi.

Hrant Dink katledildi, Ogün Samast polislerle beraber Türk bayrağı önünde resim çekildi.

Sonra Ergenekon 2 Filmine yeni isim bulundu Balyoz oldu adı. Taraf gazetesi gösterdi, savcılar gitti aldı.. Paşalar, gazeteciler yargılanamadan yıllardır tutuklu olarak Silivri'ye gönderildi.

Sivas Katliamının üzerinden yıllar geçti. Göstere göstere toplu katliam gerçekleştirildi. Kim planladı, kim yaptırdı bulunamadı. En son yasaklanan Sivas Katliamı'nın anmak, protesto etmek oldu..

Gündem o kadar komik bir hal almıştı ki yorum yapamaz noktaya gelmiştik. Haberleri açıp sadece gülüyorduk. Tek mutlu olduğumuz spor kalmıştı belki de..


Bir sabah uyandık. Spor için önemli bir gündü... KadınMilli Basketbol Takımı tarihinde ilk kez final oynayacaktı. Tesadüfün bu kadarı Wimbledon Erkekler final maçı da vardı aynı gün. Bir sporsever için daha güzel bir gün olamazdı herhalde.

Bir sabah uyandık. Spor için önemli bir gündü... NTV Spor'u açtık ama haberlerde ne Avrupa Şampiyonası'nda final oynayan kızlar vardı ve teniste dünya 1. olacak Djokovic.. Haberlerde Aziz Yıldırım vardı, Şekip Mosturoğlu vardı. Sabah apar topar tutuklanmışlar şike soruşturması için.

Spor için daha güzel bir haber!! olabilir miydi ?

3 ay önce Ergenekon davasında yargısız infazları eleştirenler bir anda Fenerbahçe'yi şikeci ilan ettiler...
3 ay önce Taraf gazetesinde gördüğü haberlerde ateş olmayan yerden duman çıkmaz diyenler Fenerbahçe'ye karşı operasyon yapılıyor inanmayın. Giyelim formanızı bu işte iş var dediler...

Eğer gerçekten şikeyle ilgili dişe dokunur bir belge, delil varsa içinde bulunan herkesin cezasını çekmesi gerekir tabi ki. Ancak ne onlara yargısız infaz yapmak doğrudur ne de yapsa da Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım'a dokunulmaz tavrı doğrudur.

Operasyonun içerisinde Zekeriya Öz ismini duymak güvenilirlik derecesini ne kadar düşürüyor olsa da Aziz Yıldırım'ın yaptığı "Konuşursam Herkes Yanar" açıklaması da o derece iddiaların olasılığının yüksek olduğunu gösteriyor.

Ancak gerçek şudur ki bu dava sadece Türk sporunu şikelerden temizleme davası değildir. Bunun içerisinde Fenerbahçe yönetiminde yer almak isteyen cemaat de vardır, yeni Federasyon Başkanı Mehmet Ali Aydınlar da vardır..

Netice itibariyle sporun da iyice tadı kaçmıştır. Bu noktaya getirenlere hayırlı olsun.



Somewhere Over the Rainbow






Guler Legacy

Burnovic ile uzun zamandır konuştuğumuz, tanıtımlarına gerek Abdi İpekçi önünde broşür dağıtarak gerek Facebook, Twitter üzerinden elimizden geldiğince destek verdiğimiz bir basketbol kampı vardı Güler Legacy adında.


Guler soyadı basketbolla biraz ilgilenmiş olan herkesin kulağına çalınmıştır bir şekilde. Muratcan Güler ve Sinan Güler bizim neslin, baba Necati Güler ismiyse anne, babalarımızın basketbolun Lütfi Kırdar Spor Sergi Sarayı adıyla telaffuz ettiği senelerde duyulmuştur.


Ailece basketbola gönül vermiş bir aile olunca bu bilgi birikimini yeni kuşaklara aktarmak istemiş bu aile ve bir basketbol kampı organizasyonuna başlamışlar. Adına da İngilizce miras anlamında kullanılan Güler Legacy demişler. Ben de hazır işten istifamdan sonra gelen zamanı değerlendirmek için gönüllü olarak katılmak istedim bu kampa. Sinan Güler ve Necati Güler 'le tanışma, kamp sırasında onlara yardımcı olma şansı buldum.

Işık Üniversitesi kampüsünde gerçekleştirildi bu seneki Guard Kampı ve Basketbol Kampı. Aslında bir de Baba-Oğul Kampı ve Kız Kampı da vardı planda ancak bu sene için iptal edilmek durumunda kaldı.

Tanıtımın kısa bir zaman içerisinde yapılma zorunluluğu, basketbol kamplarına alışık olmayan bizler için fiyatların yüksek gibi görünmesi gibi etkenlerden dolayı katılım beklenenin altında gerçekleşti ancak önümüzdeki yıllar için güzel bir miras olmuştur diye umuyorum.

Ben de kendi adıma uzuuun bir zaman sonra basketbol sahasına izlemek eylemi dışında girerek, üzerinde bilmem kaç tane noktacık bulunan topu çemberden geçirmeye çalıştım. Basketbolcu olmayı hayal ettiğim yaşlardaki arkadaşlara yardımcı olmaya çalıştık. Eski günleri hatırlamamı sağlayan bu aktivite gerçekten benim için olumlu geçti. Hakemliği denemek zorunda kaldığımız anların dışında. Artık hakemlerin ne kadar zor olduğunu bildiğimiz gibi Necati Güler'den aldığımız belli derslerle hakemler üzerinde Sinan Erdem'deki Efes PİLSEN maçlarında daha fazla etki kuracağız Burnovic, Emre ve Uğur'la.

Guler Legacy Basketbol Kampı 5. Gün / Guler Legacy Basketball Camp Day 5 from Sinan Guler on Vimeo.





















Fenerbahçe'ye Kardeş takım gelmiş

Hayatımda hiç bir NHL maçını oturup seyretmişliğim yoktur, birkaç kez sadece bilgisayarda oynamayı denemiştim ama ilk defa bir NHL haberi dikkatimi çekti.


Vancouver Canucks, son maçta kupayı Boston Bruins'e kaybedince kızgın taraftarlar şehri yakma girişiminde bulunmuş.


Peki bu görüntüler size bişey hatırlattı mı ?

.


Önümüzdeki sezon Fenerbahçe aynı kaderi paylaştıkları Vancouver Canucks'a kardeş takım olmayı önerecekmiş =)



JK Rowling's Announcement


A viral campaign launched from Rowling. It was the perfect timing to announce the new book of J.K Rowling, when the last movie is coming up in less then 30 days.
We know that, after being one of the richest women of the world, JK Rowling will be getting richer with the fame she got from Harry Potter.

We have just seen the post in the official Harry Potter fan page on Facebook that says JK Rowling will be making an announcement.


We don't know what it this announcement about but we are 99% sure it will be about the new book that Rowling was studying on. My guess is the love story of James-Lily Potter. We will be able to see most of the carachters from Harry Potter series like Dumbledore, Snape even Voldemort.

This is the Youtube page that created for the Rowling's announcement. It is perfectly prepared that I haven't seen any similar of this before. http://www.youtube.com/jkrowlingannounces/

They have a mysterious website at the same time http://www.pottermore.com/

We will wait and see...



Harry Potter - End of the Story





Seçim 2011 Kaybedeni

Seçimler geldi geçti. Bel altı politikalar, terbiye sınırlarını aşan politikacılar, şehrin her tarafını kaplayan posterlerle liderler evimizin bireyi gibi olmuşlardı.


Recep Tayyip Erdoğan bir seçimi daha kazandı. Bireysel olarak korkularım çok ama halkın yarısının verdiği kararı aptallık olarak nitelendirmek aptallık olacaktır. 4 sene daha halk verdiği kararın vebalini sırtlanacak, hala mutluysa bir sonraki seçimde belki 2/3 oranında oy verecekler yada fazla güçlenen bu lidere dur diyecek siyaset sahnesinin dışına alacaktır. Tabi ki devletin kurumları izin verirse...

Neyse zaten konu ile ilgili fikirlerim bol, ben bile bazen içinde kayboluyorum, neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar veremiyorum.

Bu seçimlerde benim için en büyük ayıp ve kayıp Kılıçdaroğlu ve CHP Merkez Yürütme Kurulu tarafından yapılmıştır. Aynı suçtan yargılanan, siyasi bir davanın kurbanı 2 arkadaşı birbirinden ayırmışlardır.

Mustafa Balbay Silivri'deki hücresinden çıkarken CHP'den aday gösterilmeyen Tuncay Özkan bağımsız aday olarak seçimlerde yerini almış, birçok kişinin oy vermeyi istemesine rağmen CHP oylarını bölmek istememeleri nedeniyle belki de aylarca daha bir hücrede tutuklu olarak yargılanmaya devam edecektir.

Kılıçdaroğlu ve CHP verdikleri karar neticesinde oluşan tabloda umarım vicdanları rahat uyuyabilirler.

Bana göre bu tablo kaybedenin CHP olduğu bir tablodur...



Manchester United players keep Turkish Airlines Safe

I've posted how Air New Zealand does great things to make people watch its safety instruction in the posts Nothing to Hide , Crazy About Rugby and Safety Video with Rico.

Since Turkish Airlines is sponsoring the big sport events, players and teams, they started running promotional campaigns with Kobe Bryant, Barcelona, Manchester United etc.

Finally they made a movie to attract people watching safety instructions. It's especially important in Turkey as we Turkish never care precaution. Maybe the first time some of us will watch safety instructions in Turkish Airlines.

The commercial could have been better. Especially when they lined up in the end, it looks very amateur but it's important to have Rooney in the flight anyway.




Tuncay Özkan'dan Mektup Var

Tık o şehir, tık bu şehir, ha bire miting yapılıyor. Parti liderleri anlatıyor. Ahali dinliyor. Televizyona bakıyorsun, bi mebus adayı konuşuyor, zaplıyorsun, bi başka mebus adayı, ahali seyrediyor. Radyoyu açıyorsun, oradalar, gazeteyi okuyorsun, gene oradalar. Harika.
*
Benim oyum Tuncay’a.
*
Miting yapamıyor.
Ekrana çıkamıyor.
Radyolarda yok.
Gazetelerde yok.
Böyle demokrasi olur mu?
*
(Merak edenler için parantez açayım, Tuncay Özkan’ı tanımam, hayatım boyunca yan yana gelip konuşmuşluğumuz yok. Ancak, henüz mahkeme kararıyla mahkûm olmamış birinin suçlu ilan edilmesi ne kadar yanlışsa... Aynı koğuşta aynı suçlamayla yatan iki kişiden birini aday yapıp, öbürünü yapmayıp, toplum nazarında suçlu ilan etmek de o derece yanlış. Bana göre tabii. Üstelik, mebus olursa, davası düşmeyecek, suçlu bulunursa, cezasını çekecek. Tutuklunun aday olması, hapishaneye tünel kazmak değil midir derseniz... Onu bana değil, YSK’ya söyleyeceksiniz, adaylığına izin verildiğine göre, tünel varsa, kazan YSK.)
*
Dolayısıyla, İstanbul Anadolu yakası bağımsız mebus adayı Tuncay Özkan “miting yapsa, ne der” diye merak ettim, kızı Nazlıcan’dan rica ettim, babasından mektup getirdi. Buyrun...
*
“Söz veriyorum. Oyunuzun hakkını vereceğim. Güveninizi boşa çıkarmayacağım. İddia ediyorum, 13 Haziran’da içinde yer alacağım Meclis’te hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.”
*
“Durumum şudur. Tecritteyim. Beş adım uzunluğunda, bir adım genişliğinde, hücredeyim. Bir başımayım. 32 aylık tutuklulukta, 84’üncü günümü yalnızlık kafesinde tamamladım. Kapının mazgalı yok. Günde üç kez açılıyor. Birkaç dakikadan fazla açık kalması yasak.”
*
“5 Mayıs günü, irkildim. Hücrede biri var... Geriye sıçradım. Meğer, gölgemmiş. Aynaya yöneldim. Fark ettim ki, uzun zamandır bakmamışım. Yüzüm değişmiş. Saçlarım kırdı, bembeyaz olmuş. Sonra kızdım kendime, ne olacaktı ki, kızım 15’indeydi, geldi 18’ine.”
*
“İnsanın ruhu gezmeye çıkıyor hücre dışına, umutla... İnancım yerli yerinde. Hıdrellez yazıyordu o gün gazetelerde... Tamam dedim, çoğu gitti azı kaldı, Hızır uğradı hücreme.”
*
“Oturdum, şiir yazdım.
Adı Hıdrellez...
İlk iki mısra:
Hasretimize bir dilek tut,
bana yasak...”
*
“Herkesi hasretle selamlıyorum. Dileğim, bağımsız milletvekili seçilip, TBMM’de halkın sesi olmak... 13 Haziran sabahı özgürlüğün dolduracağı meydanlarda buluşmak üzere, sevgilerimle.”

Köşe Mitingi - Yılmaz Özdil



Endüstriyel Futbola Karşı "Sokak Futbolu"

Kim yazdı bilmiyorum ama yazanın ellerine yüreğine sağlık.

Benim çocukluğumda annelerimiz çalışmazdı.
Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım.
Hatta babanım bile anahtarı yoktu. Annem evimizin bir parçası gibiydi,hep evdeydi.
Heryere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu ki.

En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı.
Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani.
Cafelerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık.
Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya, zıplaya yürüyerek gelirdik.
Servis falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi.
Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile dalardık.
Annelerimiz bu durumu bildiklerinden kardeşlerimizle bizlere ekmek
arası bir şeyler hazırlar gönderirdi.
Mahallemizdeki teyzeler annemiz gibiydi. Susayınca girer evlerine su içerdik.
Ya da pencereden bir sürahi bir bardak uzatır, hepimiz aynı bardaktan kana kana içerdik.
Kısacacı evine girip gelen ( ki sadece çişi gelen giderdi evine ) elinde mutlaka yiyecekle dönerdi.
Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi.
Bu bazen bir kurabiye bazen bir meyve olurdu.

Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne koyar oyun bitince geri alırdık.
Çok garip ama kimse almazdı. Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi.
Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştılırdık. Polisler gelmezdi
kavgalarımıza, tanıklar aranmaz,tutanaklar tutulmazdı.
Sonra kavgalarımız da öyle ustura, falçata ile olmaz, onlar nedir bilmezdik bile, asla kanla falan da bitmezdi, en fazla saçlarımızdan çeker, hayvan adları sayar, tekme atar, yine oyuna dalardık.
Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık.
Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık.
Azar işitip, acillere taşınmazdık. Düşerdik ekmek çiğner basarlardı
alnımıza, oyuna devam ederdik. Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik.

Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim.
Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki. Komşumu tanımıyorum ama evinin camında,
temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsin der konuşurum.
Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem.
Evimizi kendimiz temizlerdik, kapı silmece ; bilmem kaç kuruş
hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri.
Evlerimiz var içinde yaşayan yok. Parklarımız var içinde oynayan çocuk yok.
Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar, ışıl ışıl
vitrinler, girip çıkan yapay insanlar...
Ruh yok, buz gibi buz, bu biz değiliz..

Tahta iskemlelerimiz de oturan yaşlılarımız, onlara dede, nene diye
hatırını soran çocuklarımız yok oldu.
Ben kapılarında ' vale ' lerin, ' bady ' lerin beklediği yerlerden hep
korkmuş çekinmişimdir.
Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp, taksidini bitiremediği
arabanın anahtarını, hiç tanımadığı birine vermek ters gelir bana.
Benim değildir bu kültür.
Ne ruhuma, ne kültürüme ne de cüzdanıma hitap eder.
Nedir bunlar?
Reklamlarla desteklenen beyni, ruhu ele geçirilmiş insanlar olduk.
Birbirimize yabancı, yalnızlıklarımızla yaşar olduk.
İyi de neden böyle olduk ?
Biz mi istemiştik?

Yoksa hak mı ettik?



Kalemine sağlık
Kaynak : forzabesiktas.com
Yazı : Levent Karakaş



Destination Dubai 1

I went to Dubai due to a business trip last week. I've been in Dubai Airport before but this I had a chance to look around the city. What are my impressions?... Let's start...


Since arriving at the airport, magnificent architecture welcomes us with an Arabic vanity. Dubai Airport is major aviation hub in Middle East region. They are still expanding their terminals. It has free wireless that makes people happy=)


Everything is new and very structured in the city. As it's impossible to walk outside during day or night time, people spend most of their times in great shopping malls or anywhere has air-conditioning. Taxis are relatively cheap.


I visited The Dubai Mall which is the downstairs of Burj Khalifa and Mall of Emirates. It is not different or cheaper than the shopping malls in Turkey or anywhere except very interesting section in Mall of Emirates. They built a "Mountain" inside of the shopping mall with charlifts etc. called Ski Dubai with its -4C degrees temperature.

The power of the money is trying to force the limits of architecture with creating projects such as 7 Stars Hotel(It's technically not 7 starts, anyway), the highest building in the world, artificial islands, building a Ski center on a desert.

Dubai reminded me people who are proud of the big projects is being done in Istanbul such as Sapphire, Kanyon etc. This projects don't make Turkey, more developed country as we suppose. I had the feeling of we are trying to look like more Middle Eastern countries such as UAE, Qatar etc.

If you like luxury, modern architecture or shopping malls Dubai could be interesting but I wouldn't be sorry if I didn't visit it.

I will publish a couple more posts about my experiences there...



Dokanma!!!


Geçen hafta (15 Mayıs 2011, Pazar) İstiklal caddesi'ndeydik. Çok büyük bir kalabalıkla beraber Sansüre karşı yürüyüşe katıldık. Yandaşlara göre 200, biraz matematik bilenlere göre yaklaşık 40.000 kişinin katıldığı benim İstiklal caddesinde gördüğüm (1 Mayısları dışarıda tutuyorum) en büyük çaplı gösterileriydi.

Genelde internet kullanıcılarının oluşturduğu büyük bir kalabalık vardı. Yani genç bir kitle vardı farklı profillerden gelen. Büyük çoğunluk interneti kullanıp yasaktan direkt olarak etkilenecek kitleydi. Zaten bir ülkeden yasaklanan herhangi bir şeye karşı çıkmamak, bilakis savunmak bizleri Alman rahibin durumuna düşüreceğinden tepkisiz kalmamamız gerekiyor.

Tam bunları söylerken aklıma Akif Baki'nin yazdığı yazı geldi. Sadece iktidara yaranmak için yasakları savunan bir kitle de var karşımızda. Merak ettim, acaba yazdığı bu yazıya acaba kendisi biraz da olsa inanmış mıdır?

Bundan sonra örgütlenmeye devam etmemiz, sadece bir protesto ile kalmadan devam etmemiz önemli.
"Durmak yok, yola devam"
V For Vendetta



"İnternetime Dokunma" Yürüyüşü




No Reservations

Catherine Zeta Jones is a perfectionist chef. She is cooking great but having problems in her personal life as most of the perfectionist people.

After an unfortunate accident, she has to let someone in her life.. and one more

It is not a masterpiece but made me happy while I was watching it..



Yorumsuz




Başkan: "Olaylar Kulübümüze Mal Edilemez"



İnternete filtre koyun dedim olacak

İnternete filtre koyun dedim olacak. Herkes koyun olacak... Bir gün herkes Türk olacak, hatta herkes Müslüman da olacak.

Ne olacak önemli değil ama herkes tek tip olacak, sormayacak, sorgulamayacak. Ortaçağ skolastik düşüncesi geriye gelecek. Onunla beraber ülkeler de geriye gidecek ama biz önleyelim, toplum yozlaşmasın, gayri-meşru çentleşmeler olmasın, herkesin 3 çocuğu olsun ama kimse tanımadığı insanlarla konuşmasın.


".....günümüzde bu bilgisayar oyunları filan, o internet kafeler filan oralarda olan şeyler, o mevzununda böyle bağlayıcı kanunu kuralı yok ve insanlarda tahdit koyamıyorlar o mevzuda. belli anahtarlarla sadece girilmesi gerekli olan yerlere girme gibi bir tahdit getiremiyorlar. çok ciddi problemler oluşuyor. bağışlayın gayri meşru çentleşmelerden(?) alın da bu mevzuda fuhşiyata münkerata gitmeye kadar..."



İnternet Yasaklarının Suçlusu Benim

Dünya küreselleştikçe, insanlar bilgiye daha kolay ulaşmaya başladıkça dünya yasakların arttığı, özgürlüklerin daha kısıtlandığı bir yer haline geliyor.

Devletler ve devletlerin başındaki iktidar sahipleri artık rahatça yönetemedikleri, daha bilgili, araştırdığı zaman yapılan her türlü yolsuzluğa, yalana ulaşabilen, hafızalarını yönetemeyenler için bilgisayarların olduğu dünyada bu gelişmelerden çok da mutlu değiller gördüğüm kadarıyla.

Özellikle iktidar hırsının yüksek olduğu, iktidarın uzun yıllar boyunca belli zümrelerce yönetildiği ülkelere baktığımızda bu ülkelerde halkın yavaş yavaş farkında bile olmadan tepkilerini dile getirdikleri, birbirlerini etkileyip kolayca örgütlendiklerini gözlemliyoruz.

Ortadoğu'da başlayan diktatörlere karşı ayaklanmalar bu şekilde olmuştu bildiğimiz gibi. Daha kapalı kamünist düzende yaşayan Kuzey Kore, Çin gibi ülkelerde zaten halkın ulaşabileceği bilgiler devletin sunduğu fırsatlar ve limitler dahilinde.

Güzel ülkeme gelince, sözde bir demoktasiyle yönetilen bir ülke Türkiye. Asıl yönetim şekli oligarşi. Son 40 senedir siyaset sahnesine baktığımız zaman hep yönetimde olan aynı kitle, aynı liderler yada onların vasıtasıyla oraya çıkan kişileri görüyoruz. Onlar da çok doğal olarak iktidar hırslarına kapılarak, yerlerini yenilere bırakmak yerine, halkın okuyabileceği, araştırabileceği, düşünmesini sağlayan doneleri kısıtlama yoluna gidiyor.

Sesini çıkart

Evet, bizler daha fazla bilgiye ulaştıkça, daha fazla konuştukça, liderlere ihtiyaç duymadan örgütlendikçe bu hakları kısıtlamak isteyen iktidar sahipleri de olacaktır. Ancak onlara karşı sağlam durabilmek, haklarımızı yedirmemek en büyük görevimiz.

Aksi taktirde bugün çeşitli kılıflar giydirilmiş internete erişim yasakları, yerini daha farklı yasaklara bırakır. O dakikadan itibaren dünyanın son 20 yılda kat ettiğimiz yolu öyle hızlı bir şekilde geriye doğru yürürüz ki kimse ne olduğunu anlayamaz.


V For Vantetta filminde Vandetta'nın mükemmel konuşmasında da bahsettiği gibi "Eğer suçlu arıyorsak aynaya bakmalıyız."

Anlayana...



Sonsuza kadar Turgay Demirel

Tahammülsüzüz hepimiz. Japonya'da ekonomik krizler olduğunda, usulsuzlukler ortaya çıktığında insanların intihar ettiğine dair haberler okuruz zaman zaman. İntiharın iyi bir şey olduğunu söylemek değil amacım. İnsanların şeref, haysiyet sahibi olduğunu, suçu kendinde aradıklarını, büyük bir suç işlediklerini düşündükleri için intiharı son seçenek olarakdüşündüklerini gösteriyor.

Ancak bizim insanımıza bakar mısınız. Akdeniz ikliminin en güzel meyvesinden gelen zeytinyağını örnek almışız kendimize. Herhangi bir sorunda hemen zeytinyağı gibi üste çıkmakta üzerimize yok. Bizler hiç suçlu olmayız, herkesi eleştirebiliriz ancak kendimizi asla...
Çünkü biz herşeyi doğru yaparız...

Bizim koltuklarımız kıymetlidir. Oturduk mu bir kere yerimizden kimse kaldıramaz bizi... Kaç tane siyasi lider gördük Cumhuriyet tarihinden beri. S.Demirel, B.Ecevit, N.Erbakan, T.Özal, M.Yılmaz, T.Çiller... 20'den fazla siyasi lider gelmez aklımıza.. Bir tek onlar yeter bize...

Şimdi ise yeni trend R.T.Erdoğan. Allah'ın izniyle 3. kez Başbakan olmak için adaylığını koydu.. 3. dönem başbakanlığında bir de başkanlık sistemi koyduk mu, 2 dönem de öyle devam eder. Sonrası malum, artık nereye gidersek..

Tabi, insanlar geldikleri makamdan kolay ayrılmadıkları için bir yerden sonra iktidar, güç kör ediyor gözlerini. Kendilerini eleştirmek mi? Haşaa... Kim demiş, nasıl eleştirirmiş. Eleştirenlerin hemen orada kelleleri alınaa.... Ne haddinize koskoca başbakanı eleştirmek. Bunun yeri ve zamanı değil.. Onlar yer ve zaman söyleseler de biz de kendi çapımızda eğlensek.

Ülkeye en tepeden bakınca olaylar böyle olunca haliyle diğer birimlerde de aynı sistematik alır başını gider..

Ne Beşiktaş Başkanı kabul eder eleştiriyi ne Basketbol Federasyonu Başkanı.. Şşşttt onlar başkan, muhalefet etmeyin.

2 Kupayı Umutma, vefasızlık yapma.
Dünya Basketbol Şampiyonasında final oynadık, saygısızlık etmeyin.

Yoksa Başbakanı mı yuhaladın. Stadyum yaptırdı bize..
Sanki cebinden verdi parayı, üstelik Ali Sami Yen arazisi...
Suussss... Her tarafta kameralar var. Gördüm seni başbakana ıslık çaldın, kombineni iptal ediyorum..
Ama hukuk, ceza...
Bak hala konuşuyor, kombineni iptal ettiğim gibi başbakanı protestodan içeri de attırırım.

Peki Turgay Demirel denilen dinazor için ne demeli?

Olayı Fenerbahçe boyutuna indirgemek istemiyorum. İndirsem neler söyleyeceğim ama şimdi değil. Anlatmak istediğim farklı..

Yıllardır yerinden kalkmadığı Basketbol Federasyonu'nda olumlu işler de yapmıştır zamanında ancak artık istenmediğinin, hata üzerine hata yaptığının farkına varmalı.

Taurasi olayını eline yüzüne bulaştırdıktan sonra Fenerbahçe camiasının altında ezildi. Şimdi tek parmak üzerinde oynatılıyor.

Fenerbahçe - Galatasaray Bayan Basketbol final maçının hakem rezaletinden tutun da daha dün Efes PİLSEN - FBÜlker maçına yolladığı hakem Engin Kenerman'ın yönetemediği, saçmaladığı en son olaylar çığrından çıktıktan sonra tribündeki seyircileri tehdit ederek liseli gençler gibi "Çıkışta bekliyorum" demesine varacak kadar aşağılarda gezindiği maça kadar Turgay Demirel sorunluluğu üzerine alıp, çıkıp gitmeli..

Maçta tek bir küfür olmaksızın yapılan protestolara bile katlanamayan hakemler var. Hangi hakla, bir hakem yada saha komiseri tepkisini gösteren taraftarı saha dışına almakla tehdit edebilir? Ama federasyon sen ne yapıyorsun diyeceğine sırtlarını sıvazlayınca suçlu yine tepki gösteren, sesini çıkaran taraftarlar oluyor..





Bugün Galatasaray - Beşiktaş maçında ise Galatasaray taraftarın "Demirel İstifa" demesinden rahatsız olan kralcı hakemler 2 kez anons yaptırıyorlar. Hazımsızlıklarına hukuksuzluk eklemişler kendileri... Küfürsüz, hakaretsiz, protestonun neresi hukuk dışı, lütfen bana izah edin. Neyse ki Barcelona'nın olduğu gibi beyaz mendil sallama kültürümüz yok, salonlara girerken sümüklü mendillerimizi bile almazlar içeri.

Ama hata bizde, yerimizden kalkıyoruz, salonlara basketbol izlemeye gidiyoruz, bir de yetmezmiş gibi beğenmediğimiz şeylere tepki gösteriyoruz. Otursak evde televizyonda ne varsa onu seyretsek ne güzel olacak herşey.


"Eğer taraftarlar olmasa tribünleri yönetmek çok kolay"

PS: Seslerini duyurmaktan çekinmeyen, kurallar dahilinde tepkilerini dile getiren herkese saygılar..



23 Nisan Çocukları

Bayramlar hiç bayram gibi geçmiyor nedense. Ah nerede o eski bayramlar diyemiyorum bile, çünkü benim çocukluğumda da bayram gibi geçmezlerdi. Üniversiteye kadar olan dönemde okula gidenler için hep aynı, ancak anlam yükleyemediğimiz, genellikle anlamadığımız şiirlerin okunduğu, okul müdürlerinin ve öğretmenlerin hep aynı olan ama hiç anlamadığımız şekilde konuşmalar yaptığı zamanlardı bayramlar. Bir de işkence olan stadyum gösterileri var ki, şanslıyım herhalde fazla müdahil olmak zorunda kalmadım.


Bugün 23 Nisan, Neşe doluyor insan....

Nedense 23 Nisanlarda çok neşe dolmuyor insanın içi. Zaten Ulusal Egemenliğin unutulduğu sadece "Çocuk Bayramı" olarak kutlanan 23 Nisan günlerinin çocukları da tatmin edici, bayram havası estirdiğini düşünmüyorum.

Her gün çocuk tacizlerini, tecavüz haberlerini normal karşılamaya başladığımız, Hüseyin Üzmez gibi binlerce şerefsizin hak ettikleri cezaları çekmedikleri bir Türkiye'de yaşıyoruz. Okula gitmeden çalışmak zorunda olan, biraz şanslılarsa okula gidip oynamaya fırsat bırakılmadan ellerine ezberlemek üzere test kitapları verilen çocuklar var karşımızda. Çünkü onların sorgulamaya, araştırmaya ihtiyaçları yok. Şifrelerini çözmeleri gereken, ezberleyip hazırlanacakları bir yarış var karşılarında.

Bizlerse 23 Nisan sizin bayramınız diyip, 5 dakikalığına 1 çocuğun başbakanın koltuğuna oturup "Şimdi başbakansın ister asarsın, ister kesersin" denilerek siyaseyi, Türkiye'nin gerçeklerini anlamalarını, bayramlarını kutlamalarını istiyoruz onlardan.


Bizlerin çocuk olduğu dönemde en azından Barış Abi'miz vardı bizim. Bizleri anlayan, bizlere söz veren konuşturan, üzerimizden prim yapmak yerine bizlere nasihatlarda bulunan. Ispanak yememizi öğütleyen, karşıdan karşıya geçerken sağa sola bakmamızı sağlayan, arabanın arkasında oturmamızı sürekli hatırlatan...

Şimdi ise Acun Ilıcalı gibi tarikat tarafından büyütülerek çocuklar üzerinden prim yapan, onların kendi yaşlarından 20 yaş büyük kostümlerle sahneye çıkarmak isteyen ailelere imkan veren, dünyanın her yerini gezip, gezdiği yerlerdeki bikinili kızlarla röportajlar yapan.

Oysa ki Barış Abi, Dönence ile dünyanın her yerini gezip, oraların güzelliklerini, tarihini anlatırdı. Japonya'da verdiği konserde 2 ülke bayrağını eline alıp şarkılar söyleyerek barış mesajları verirdi adı gibi. "Adam Olacak Çocuk" programında ise adam gibi adam olacak çocuklar olmamızı sağlayacak şekilde iletişim kurardı bizlerle. Bizim jenerasyonumuzun en büyük şanslarından bir tanesiydi Barış Abi.



23 Nisan 1920 tarihinde K. Atatürk önderdiğinde, Ulusal Egemenliğimizi, halkın egemen olduğu yönetim biçimine kavuştuk. Başbakanların asıp kestiği değil.. Çocuklara ise, sahip olduğumuz bu egemenliği daha iyi anlayıp, sahip çıkmaları için armağan edilmiştir.

Ulusal egemenliğe adam gibi adam olacak çocukların sahip çıkması dileğiyle..

23 Nisan Ulusal Egemenlikve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun